<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542</id><updated>2012-01-22T12:20:19.466+02:00</updated><category term='iş elbisesi'/><category term='kupür'/><category term='İş giyim'/><category term='&quot;ilaç güvenliği&quot;'/><category term='ilaç'/><category term='HTA'/><category term='ilaç &quot;track and trace&quot; izleme izlenebilirlik sistem sahtecilik kupür farmakovijilans &quot;ilaç güvenliği&quot; pharmacovigilance &quot;hasta güvenliği&quot; &quot;patient safety&quot;'/><category term='izlenebilirlik'/><category term='seçim'/><category term='bülbül'/><category term='eczacı'/><category term='&quot;İlaç Takip Sistemi&quot;'/><category term='metro'/><category term='Aliya'/><category term='baskı'/><category term='NICE'/><category term='YEK'/><category term='güneş'/><category term='Selam'/><category term='granada elhamra nayir'/><category term='Belediye'/><category term='silaj paketleme anaerobik mısır hayvancılık yem'/><category term='Ankara'/><category term='yetim buluşması ihh yardım'/><category term='promosyon'/><category term='t-shirt'/><category term='şapka'/><category term='&quot;İlaç Takip Sistemi&quot; karekod'/><category term='Sağlık'/><category term='Bosna'/><category term='referandum darbe ihtilal'/><category term='sahtecilik'/><category term='&quot;track and trace&quot;'/><category term='reklam'/><category term='karekod'/><category term='Enerji'/><category term='&quot;Recep Akdağ&quot;'/><category term='rüzgar'/><category term='farmakovijilans'/><category term='&quot;ilaç Takip Sistemi&quot; barkod karekod'/><category term='izleme'/><category term='&quot;Sağlık Bakanlığı&quot;'/><title type='text'>NAYIR'ın Blogu</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>33</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-8599084052926177471</id><published>2011-08-11T17:43:00.000+03:00</published><updated>2011-08-11T17:43:48.793+03:00</updated><title type='text'>AKBANK’a bulaşmayın.</title><content type='html'>AKBANK’a bulaşmayın, çünkü bulaşan yanıyor. Kısa bir hikaye dinler misiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2007 yılında olsa gerek, arkadaşım Mustafa Bulun’un Wings kart önerisine gaflet edip evet demiştim. Akbank adınaki bankanın Wings kartı havaalanlarında ihtiyaç gidermek için oldukça elverişli ortamlar sunuyormuş diye Mustafa gerekliliğinden bahsedip duruyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akbank bizi değerlendirip Wings yerine Axess kartı göndermiş. İkinci bir gaflet edip bu kartı aldık. Üstelik kartın limiti 500 TL gibi gülünç bir rakam idi. Tabii zarfın dışından görülmüyor bu rakamlar. Doğal olarak kullanamadık bile. Bazı ödeme talimatları için falan kullandık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada bu banka hakkında bir şeyler öğrendik sayılır. Örneğin, kartla yapılan işlemler için bir bonus verdiğinde bonusların süreli olduğunu, bir ay sonra silinen bonuslar falan olduğunu gördük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman ilerledi, kart aidatı talep ettiler, biz de iptal ettirdik. Bunlar normal şeyler diyeceksiniz. Kartı kapatmak istediğimde ne yazık ki muhatap bulamadım. Şube neredeyse her şeyi 4442525 ‘e paslıyordu. Ama bazı işlemleri illa ki şubeden yapıyordunuz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Telefon bankacılığında talebinizi söylediğinizde ona göre muamele görüyordunuz. Örneğin kart iptali talep ettiğinizde sizin top taca atılıyor ve asla cevap vermeyecek bir numaraya aktarılıyor, saatlerce bekletiliyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de kartı kaybettiğimi söyledim, yeni kartlar geldiğinde de kuryeden teslim almayıp geri gönderdim. Defalarca arayıp kartı neden teslim almadığımı soran görevliler kartı iptal ettirmeye kalkınca ortalıkta olmayan görevlilerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kartları iptal ettirmekle kalmayıp hesapları da kapatmak istedim, genel merkezlerinin 212-2803343 numaralı hattına 31.05.2011 tarihinde bir faks mesajı gönderdim. Birkaç gün sonra birileri aradı ve bir miktar bakiye olduğunu söyledi. Aslında böyle bir bakiye yoktu ama kurtulmak için 10 TL altındaki bu rakamı EFT ile gönderdim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hesaplar hala kapanmamıştı. Çünkü 2011 Temmuz ayının son günlerinde “Artı Para” hesabımda kalan bir bakiye olduğunu, ödenmediği takdirde yasal işlem başlatılacağını anlatan bir SMS, bir de email mesajı aldım. Bakiye rakamı 0.01 TL idi, yani 1 kuruş. 4442525’teki yetkisiz kişilerle 1 saatlik telefon görüşmesinden sonra pes edip onu da EFT yaptım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan 2-3 gün geçti, yolum şubenin civarına düşünce şubeye uğradım. Yarım saat bekledikten sonra sıranın gelmediği bankolarda bekleyip yarım saat ömür törpüledikten sonra önce Artı Para, sonra da diğer tüm hesapları kapattım. İnanamazsınız ama ben istemeden açılmış olan "Artı Para" hesabını kapatmak için dilekçe bile yazdırdılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11 Ağustos 2011 tarihinde yine bir mesaj aldım. Mesajda malum Banka, elime hiç geçmeyen yani teslim almadığım ve limiti lutfen 750 TL’ye çıkarılmış olan kredi kartı için 6 aylık aidat bedeli olarak 50 TL istemekteydi. Aidatın bedeline “Oha!” mı diyeyim, yoksa tüm hesaplar kapatıldığı halde işlem yapılmış olmasına mı ne diyeyim, bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki siz de şimdi yanlış anlayacaksınız ama Akbank bir kene gibi yapıştı, bırakmıyor. KKK testi de yaptırsam olur sanırım. Çünkü kan emici özelliğine zehirleme özelliği de karışmış olabilir bu bankanın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hangisi bundan farklı? Hepsi aynı!” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Piyasada adam kalmayınca eşkıya dağdan indi, şehirleri işgal etti. Ben de Genel Müdürlüklerine tekrar faks çekip, aidat bedeli taleplerinin iptalini ve bir daha aranmamamı talep ettim. Hala ısrar ederlerse şirketin Akbank’taki aktif çalışan (ben dahil olmadan açılmış bulunan)hesaplarını kapatacağız, hatta yine bir gaflete daha gelip CitiBank’tan aldığım Kredi kartını da kapatacağım, Akbank ve çevresindeki tüm firmalarla alakayı keseceğim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akbank Sabancı grubunun bir firması idi, yarısını Citibank'ın aldığını duymuştum ama hala Sabancı grubunda olduğuna bakarak diğer Sabancı firmalarının ürünlerini de alış-veriş listemden çıkaracağım. Hepsi böyleyse, bize bilmediğimiz ne kazıklar atarlar, Allah bilir? Soyadı Sabancı olduğu için Ali Sabancı’nın Pegasus firmasına da binmem galiba bu gidişle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakkını vermeli, Garanti Bankası’nın her işleme para almasına kızıp hesapları kapatmak istediğimde hemen kapatmışlar ve bilgilendirme mailleri dışında herhangi bir şey göndermemişlerdi.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine 1998'den bu yana çalıştığımız Kuveyt Türk’te şimdiye kadar yaptığım işlemlerin hiç birinden zarar görmediğimi ve hiç bir ücret alınmadığını belirtmeliyim. Siz isterseniz onu yaparlar ve asla bir şeyi istismar etmezler. İnşallah onlar da değişmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizlere tavsiyem, benim gibi gafil olmayın, bu tür kan emici, soyguncu, fırsatçı firmalardan uzak durun. Asla tüketici kredisi, konut kredisi vs. almayın. Zaten faizle işlem yapmak bir Müslüman için caiz değil. Zora düştüyseniz konut kredisini bir defa olarak ve bir devlet bankasından alın. Sadece bir banka ile çalışın. Hangi banka sizden hizmet bedelini az talep ediyorsa hesapları ona taşıyın. Paranızı götürüp elinizle verdiğiniz bir bankanın üste “paranızı kasamızda beklettik, üste para vermelisiniz” gibi bir tutumuna elinizi oğuşturup, “hazretler kızmasın” der gibi davranmayın. Mümkünse sadece nakit kullanın, çok da zevkli oluyor, hesaplar hep tutuyor, fazla da harcamıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gaflete düşüp böyle bir banka ile temas kurduysanız ve kurtulamıyorsanız ilçe kaymakamlığına gidip “Tüketici Hakem Heyeti”ne gidin, bir dilekçe verin. Bir defa daha ararlar veya mesaj gönderirlerse artık çaresiz, ben de öyle yapacağım.&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-8599084052926177471?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/8599084052926177471/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=8599084052926177471&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/8599084052926177471'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/8599084052926177471'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2011/08/akbanka-bulasmayn.html' title='AKBANK’a bulaşmayın.'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-3924316781874432472</id><published>2011-06-26T14:41:00.002+03:00</published><updated>2011-06-26T14:49:41.798+03:00</updated><title type='text'>Topla Dağıt, Aman Allah'ım bu ne organizasyon!</title><content type='html'>&lt;i&gt;Recep KOÇAK ağabeyin habername.com'daki 04.03.2010 tarihli “Topla Dağıt, Dinsin Ağıt” yazısını okuyup da ne yaparsınız? Bu yazı okundukça kalbi ölmemişlerin ağıtları durmayacak. Yazıyı tekrarında fayda var diye sunuyorum:&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onunla yedi yıl önce yardım dağıtımı ve program çekimleri için Gaziantep’e giden Deniz Feneri ekibi tanıştığında iyi bir hikaye ile karşı karşıya olduklarını fark etmeleri uzun sürmedi.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/--PJfN61aNRY/Tgcbur40jdI/AAAAAAAAAFA/ThKELS0-Rpw/s1600/haber3.jpg" imageanchor="1" style="clear:right; float:right; margin-left:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="175" width="290" src="http://4.bp.blogspot.com/--PJfN61aNRY/Tgcbur40jdI/AAAAAAAAAFA/ThKELS0-Rpw/s320/haber3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O Gaziantep’in Deniz Feneri idi. Tek başında idi. Yaya olarak başladığı, bisikletle sürdürdüğü, motosikletle devam ettirdiği yardım dağıtımlarını artık kamyonetle yapıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki üç kamyonet eskitmişti bu yoldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan çekimler ve Deniz Feneri Dergisi için gerçekleştirilen söyleşide de ortaya konmuştu ki, O, Gazianteplilerin çok iyi bildiği ve hürmet ettiği önemli bir şahsiyetti. O, halk tabiriyle bir “iyilik meleği” idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Tekerlek amcadan bahsediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yedi yıl önceki görüntülerde eski bir Anadol kamyoneti vardı. Gece gündüz demeden lokantalardan artan yemekleri toplayıp fukara evlere götüren Mehmet Amca o kadar hareketli, o kadar şevkli idi ki, kamyonet artık yoğun iş temposu karşısında adeta pes ediyor, iki de bir yollarda kalıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Tekerlek için dur durak yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1963 yılında, “Topla Dağıt, Dinsin Ağıt” sloganıyla ortaya çıkan Mehmet Amca milyonların gönlünde taht kurmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz Feneri programında yayınlanan hikâyesinde en çok da yolda kalan emektar kamyonet dikkat çekmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbrahim Uğurlu’nun (Ramazan Ağabey), “Artık bu aracın yenilenmesi lazım!” çağrısı hayırseverler tarafından duyulmuş, Mehmet Amca’ya iyi bir Ford Transit araç hediye edilmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onunla hiç karşılaşmamıştım ama hareket kabiliyetinin arttığını, daha çok fakire, daha hızlı ulaşabildiği haberlerini aldıkça seviniyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki yıl kadar önce Gaziantep’e bir iş münasebeti ile gittiğimde Mehmet Amca ile görüşüp elini öpmek, duasını almak istemiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüşmek nasip olmadı. Zira arkadaşlarımız aradığında onu hep bir fakire aş-ekmek ulaştırırken yakalıyorlardı. Görüşemedik. Gaziantep’ten ayrılırken, “Mehmet Amca’nın aracı değişip hızı artınca artık onu yakalamamız mümkün olmayacak anlaşılan” diye kendimi teselliye çalıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz Pazartesi günü Deniz Feneri Derneği’nin Gezici Giyim Mağazası açılışı için gittiğimiz Gaziantep’te, Mehmet Tekerlek Amca’nın yanı başımızda olmasının çok anlamlı olacağını, bize güç katacağını ve berekete vesile olacağını düşündüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Amca’yı arayıp açılışa davet ettim. Açılış merasimine dakikalar kala geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 günlük bir sürede Gaziantep’in fakirlerinden 1000 kişinin tepeden tırnağa giyineceğini öğrendiğinde çok sevindi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1963’ten beri, 47 yıldır tek derdi fukaranın sevindirilmesi olan Mehmet Amca, kendisinin takip ettiği ailelerden bir grubunun da giyim yardımına kavuşturulmasını arzu etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kısmı zaten Deniz Feneri’nin kayıtlarında mevcut bulunan ve giyim yardımı yapılacak ailelere yeni aileler eklemesi halinde, memnuniyetle onların da araştırılarak yardıma kavuşturacaklarını ifade ettik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;83 yaşındaki Mehmet Amcayı Gaziantep’te tanımayan yok neredeyse. Onun bunca yıldır gece gündüz kesintisiz devam ettirdiği ulvî hizmet sebebiyle tüm hemşehrileri ona derinden saygı duyuyor, hürmet ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun hikâyesi nasıl başlamış? Fakir babası olarak bir ömür iyilik koşusuna çıkmasına hangi olay vesile olmuş?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan 47 yıl evvel devlet, Gaziantep'te el sanatlarının geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması amacıyla kurs açmayı planlamış. Bunun için de bir memuru farklı semtlerde kız öğrenci bulması için görevlendirmiş. Bu görev Mehmet Tekerlek'e verilmiş. Mehmet Amca’nın vazifesi, 20 kız öğrenci bulmakmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, aldığı görevi yerine getirmek için Gaziantep'in kenar mahallelerinde muhtarlarla birlikte kapı kapı kız öğrenci aramış. Bu arayış sırasında bambaşka bir dünyanın kapısı açılmış Mehmet Amca’ya. Gezdiği yerlerde gerçekten yardıma muhtaç birçok insanla karşılaşmış. Hayatın bu gerçeğiyle yüzleşen genç memur, yüz yüze geldiği insanlara yardım etme, onların dertlerine ilaç olma isteğiyle dolup taşmış. Araştırmasını yaparken bir yandan da bu insanlara yardımcı olmanın yollarını düşünmüş. Yardıma muhtaç ailelerin adreslerini özel defterine kaydetmeye başlamış. Bundan sonra Mehmet Amca’nın hayatında yeni bir sayfa açılmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakanlık, kurs açılması için gerekli bütün malzemeyi ve hocayı göndermiş. Ama kurs, en az 20 öğrenci bulunması halinde başlayabilecekmiş. 20'si de kız olacak, 15 yaşından büyük olacak ve ilkokul mezunu olacak. 47 sene önce bu vasıfta kız çocuğu bulmak kolay olmamış. Mehmet Amca bu zorluğu aşmak için çok kapı dolaşmış, çok insanla tanışmış. Tanıştığı insanların adreslerini alan Mehmet Amca, bu adresleri o yılın Ramazan ayında dolaşmaya başlamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra da fakir fukara listesi uzayıp gitmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dönem Fakir Fukara Fonu imkânlarıyla ulaştırılan yardımların organizasyonunda da görev almış. Binlerce aileden oluşan fakir aileler listesini ciddi anlamda ayıklamış, özetlemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TRT’nin ünlü “Gezelim Görelim” programını için 25 yıl önce Mehmet Tekerlek Amca ile çekimler yapılmış. İki üç günlük çalışmasının sonunda çekim ekibi yorgunluktan bîtap düşmüş. “Tamam” demişler, “Bu kadar çekim yeterli bizim için.” Otele birlikte dönmüşler. Mehmet Amca müsaade isteyip ayrılmış. Az sonra program ekibinden bir görevli koşarak gelmiş, “Nuray hanım bir soruyu sormayı unutmuş. Birkaç dakikalığına gelir misiniz?” demiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Amca Nuray Yılmaz Hanımın yanına döndüğünde şu soru ile karşılaşmış:”Çok meşakkatli, yorucu bir iş yapıyorsunuz. Bu işi ayda kaç gün yapabiliyorsunuz?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Amcanın bu soruya cevabı nükteli olmuş; “Çok değil. Bu işi sadece haftanın yedi günü yapıyoruz!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 Mayıs 2006 TBMM Üstün Hizmet Ödülüne layık görülen Mehmet Tekerlek Amca’dan öğrenilecek çok şey, alınacak çok tecrübe var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun yemek yerken tabağını nasıl sıyırdığına, ekmeğin bir gramını bile israf etmediğine şahit olmak bile çok öğretici idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, “Kirada oturmayan bir ailenin 300 TL geliri varsa, onunla geçinebilir. 100 TL ekmek, 100 TL katık, 100 TL de faturalar için” diyor, daha yüksek gelir sahibi aileleri yardıma uygun aileler listesine koymuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, gönlü kırık insanların mutluluğu için adadığı ömründe evlenmeye vakit bulamamış. Onun evladı gibi kol kanat gerip büyüttüğü evlendirdiği oğulları, kızları varmış, sayılarını kimsenin bilmediği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisinden sonra bu güzel işi devam ettirmek üzere Ömer Sözcü’yü yetiştirmiş. Onu üç yaşında yetim ve öksüz bir çocukken evlatlık almış, büyütmüş, yetiştirmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Tekerlek Amca’nın üç araçlık yardım konvoyundaki araçlardan birini Ömer Sözcü sürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Amca 47 yıl önceye göre çok mesafe kat etmiş, “İsraftan kaçınılsa Afrika’da bir tek aç insan kalmaz” diyor. Türkiye’nin bütün bölgelerinde yapılacak benzer bir çalışma ile bütün fakirlerin doyurulabileceğine olan inancını dile getiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ona ve onun eliyle yardımlarını yoksul insanlara ulaştıran hayırseverlere hayırlı, uzun ömürler dileriz. Yolları açık olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gumuslale@gmail.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niyetinin halis olduğuna O'nu tanıyanların tümünün kani oluşuna bakarak, Allah'tan bu kişinin akıbetini hayır etmesini, ahir ömründe kendisini başkasının eline baktırmamasını diliyorum. Allah hepimize böyle bir duygu versin, akıbetimizi hayretsin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-3924316781874432472?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/3924316781874432472/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=3924316781874432472&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/3924316781874432472'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/3924316781874432472'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2011/06/topla-dagt-aman-allahm-bu-ne.html' title='Topla Dağıt, Aman Allah&apos;ım bu ne organizasyon!'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/--PJfN61aNRY/Tgcbur40jdI/AAAAAAAAAFA/ThKELS0-Rpw/s72-c/haber3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-2023492822661125768</id><published>2011-04-29T12:05:00.003+03:00</published><updated>2011-04-29T12:11:04.890+03:00</updated><title type='text'>İlaç Endüstri Bölgesi Projesi</title><content type='html'>&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZET&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde ilaçların araştırma geliştirme faaliyetleri için ilgili kanunlarda destek sağlanmamaktadır. Ülkemizde ilaca yönelik ar-ge faaliyetlerinin desteklenmesi için özel yapılara ihtiyaç duyulduğu bilinmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde İstanbul bir ticaret merkezi olduğu kadar sanayinin de merkezi konumundadır. Ancak İstanbul’un yükü oldukça artmış, burada yaşamak son derece zor bir hale gelmiştir. İstanbul’un yükünün başka bölgelerde yatırım yapılması ile biraz olsun hafifletilebileceği her zaman düşünülse de şimdiye kadar bu yönde bir çalışma yapmak mümkün olamamıştır. Özellikli bir sektör olan ilaç sektörünün İstanbul dışında yatırım yapması ar-ge destekleri ve diğer teşvik mekanizmaları ile özendirilebileceği ve İstanbul dışına yatırım yaptırma konusundaki çalışmalara bir katkıda bulunabileceği düşünülmektedir. Böylece İstanbul'un yükü bir nebze olsun hafifletilmiş olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahsi geçen düşünceler “İlaç Endüstri Bölgesi” adıyla formüle edilmiş ve bu bölgeye verilecek desteklerin birden fazla amaca hizmet etmesi amacıyla kendine özgü bir yapıda kurulması için bir proje haline getirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;I- Türkiye Cumhuriyeti Hükümetlerinin İlaç ve Tıbbi Cihazlar konusundaki teşvik politikasına yeni bir bakış:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde gelişmiş bölgelerden ziyade daha az gelişmiş bölgelere yatırım yapmayı özendirmek için çeşitli teşvikler ve destekler verilmektedir. Verilen bu teşviklerle geçmiş yıllarda bazı ilerlemeler sağlandığı bir gerçektir. Fakat; geçmişte bu desteklerde ilaç sektörü gibi stratejik öneme sahip bir sektöre odaklanmış yatırımları görmek mümkün olamamıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlık sektörü yüksek derecede stratejik öneme sahip bir sektördür. Sektörde ilaç, ilaç benzeri ürünler, tıbbi cihaz ve sarf malzemeleri gibi ürünlerde araştırma-geliştirme faaliyetine ihtiyaç duyulan çeşitli yönler vardır. Güvenlik amacıyla, bazı kritik ürünlerin de üretimi için gerekli bilgi ve altyapının elde tutulması gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye sağlık sektöründe oldukça geniş bir alana hitap etmekte, büyük sayılacak bir nüfus yanında batı ülkelerinden ve Arap dünyasından ülkemize doğru sağlık turizmi giderek artmaktadır. Ülkemiz büyük oranda ilaç ve benzeri ürünleri ithal eden bir yapıdadır. Ancak yeterli olmasa da ilaç ihracatımız da bulunmakta, giderek ihracat artmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu minval üzere, Sağlık alanında yatırımları ve buna paralel olarak Ar-ge faaliyetlerini özel bir biçimde desteklemek gerekmektedir. Bu destekler neler olmalıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.Yatırım teşvikleri,&lt;br /&gt;2.Ar-ge destekleri,&lt;br /&gt;3.Personel istihdamını kolaylaştıracak devlet destekleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları şu şekilde açabiliriz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;1)Yatırım teşvikleri: &lt;/b&gt;Öncelikle Türkiye’nin ilaç Ar-ge ve imalat bölgesi olma özelliğini artırmak, global pazarda imalat alanından pay almak için yatırım indirimleri sağlanabilir. Projesi Türkiye’ye gelir getirici özellikte olan firmalar ve yabancı sermaye girdisi sağlayabilecek firmalar olarak görülerek desteklenebilir. Bu noktada yapılacak olan şey, altyapı konusunda yardımcı olmak, Organize Sanayi Bölgesi veya Endüstri Bölgesi gibi yerlerde bu yatırımcılara arsa ve altyapı sağlamak, yatırımlara Gelir Vergisi muafiyetleri sağlamak uygun olacaktır. Yatırım yapacak firmaların bunlardan başka olarak, harçlardan ve benzeri doğrudan vergilerden muaf tutulması da faydalı olacaktır. Başka ülkelerde yapılacak yatırımların bu yolla ülkemize doğru kaymasını teşvik etmek, bu sayede hem ihracat gelirlerinin artırılması hem de yeni teknolojilerin ülkeye girişinin sağlanması mümkün olabilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2)Ar-ge destekleri: &lt;/b&gt;Verilecek teşviklerin her yatırım yapana değil, belirli ölçüde araştırma yapabilecek olanlarına sağlanması bir esas olmalıdır. Buna göre birden fazla sonuçla karşı karşıya kalabiliriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a)Yeni araştırmaya başlanması durumunda,&lt;br /&gt;b)Araştırmacıların önceden yaptıkları Ar-ge faaliyeti sonunda üretim yapmak üzere yatırım yapılması durumunda,&lt;br /&gt;c)Ülkede halen faaliyetteki firmaların Ar-ge faaliyeti yapmaları durumunda,&lt;br /&gt;d)Ülkede faaliyette olmayan yabancı firmaların yatırım yapmaları durumunda,&lt;br /&gt;e)Ülkede faaliyette olan firmaların önceden başladıkları Ar-ge faaliyetleri hakkında, ne tür desteklerin ne tür bir karşılıkla verileceği belirlenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana kural olarak; Ar-ge faaliyeti yapmak isteyen firmaların gelirlerinin bir bölümünü Ar-ge faaliyetine ayırmalarını temin etmek esasına göre destek verilmelidir. Diğer taraftan araştırmacıların yeni çalışma yapmalarını sağlayacak destekler verilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;3)Personel istihdamını kolaylaştıracak destekler:&lt;/b&gt;  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a)Sigorta primi indirimi: Devlet bu alanda yapılacak proje ve yatırımlarda kullanılacak personel için sigorta primlerinin bir kısmını belirlenecek koşullarla desteklemelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b)Vergi indirimleri: Bu alanda yapılacak faaliyetlere Gelir ve Kurumlar Vergisi gibi yatırımları özendirecek vergi indirimleri sağlanmalıdır. Zaten var olan vergi indirimlerine ek indirimler yapılıp yapılmayacağı araştırılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c)Mecburi hizmetlerin Ar-ge çalışmaları veya patent karşılığı değerlendirilmesi: özellikle yurtdışına eğitim amaçlı gitmiş vatandaşlarımızın tamamlamaları gereken mecburi hizmetlerinin bu alanda yapacakları çalışmalara karşılık olarak kabul edilmesi ile ülkede Ar-ge faaliyetlerine bir hız katmak amaçlanabilir. Bu çalışmalarda uygulanabilir sonuçlara ulaşılması beklenmeden çalışmaların destek olarak değerlendirilmesi mümkün olabilir. Bu kişilerin bu suretle yurtdışında önceden yaptıkları çalışmaların da ülkemizde patentlenmesi sağlanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;d)Uzman/Danışman desteği: Bölgede yapılacak Ar-ge faaliyetlerinde çalışacak nitelikli uzman personelin maliyetlerinin yüklenilebilmesi için girişimcilere destekler sağlanmalı, yüksek kaynaklar gerektiren danışmanlık hizmetlerinin alınabilmesi için kaynak tahsis edilmelidir. Bütçe kaynakları yanında AB kaynakları da bu amaçlarla kullanılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Projede ülkemiz için Klinik Araştırmalar gibi bazı parametreler de ortaya konulmaktadır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Klinik Araştırmalar:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde yapılan klinik araştırmalar giderek hız kazanmakta, istenilen koşullarda çalışmalar yapmak üzere çeşitli firmalar çalışma grupları kurmaktadırlar. Klinik araştırma, Ar-ge faaliyetlerinin bir parçası, bazen de devamıdır. Ülkemizde Klinik araştırma faaliyetlerine daha fazla önem verilmesi gerekmektedir. Bu alanda büyük bir yatırım gerekmeksizin önemli sonuçlar elde etmek mümkündür. Ancak hâlihazırda öncelikli olarak “araştırmacı statüsü” netleştirilmeye ihtiyaç duymaktadır. Bu çerçevede “araştırmacı” niteliği taşıyan üniversite personeline sağlanacak bazı kolaylıklar yeni nesil araştırmacıları yüreklendirecek ve bu alanda daha da hızlı bir gelişmeyi de beraberinde getirecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halen klinik araştırmalar üniversiteler ile birlikte yapılmaktadır. Üniversitelerde çalışan akademik personelin bu araştırmaları yapmak için bazı kısıtları ve engelleri bulunmakta, bunların hızlı bir şekilde aşılması gerekmektedir. Bu açıdan bakılarak, döner sermaye kuralları, personeli daha fazla teşvik edecek şekilde dönüştürülmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sektörü ülkenin diğer bölgelerine yaymak: İlaç sektörü İstanbul ve yakın çevresinde yerleşik durumdadır. Ankara ve Samsun’da birer üretim tesisi dışında tüm üretim yerlerinin İstanbul’da olduğunu ifade etmek yanlış olmaz. Aynı bölge içindeki bu yoğunluğun sektörün en büyük risklerinden olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. İstanbul ve çevresinin tercih edilmesinde bazı önemli noktalar bulunmaktadır. Bunların başında yetişmiş teknik eleman ve teknik destek imkânlarının diğer bölgelerde daha düşük olması yönündedir. Bu eksiklikler bir bölge içinde birden fazla tesisin bulunması ile aşılabilecektir. Diğer imkânlar da bu yöndeki olumsuzlukların aşılması için destekleyici rol oynayacaktır. Örneğin; Yüksek Hızlı Tren, İstanbul’u diğer bölgelere bağlamak için önemli bir parametre olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha fazla istihdam: Ülkedeki istihdam ihtiyacı nitelikli projelere yapılacak istihdamlarla daha uygun şekilde artırılabilir. Nitelikli istihdam, yanında yardımcı hizmetleri de gerektireceği için döngüsel olarak istihdamı artırıcı bir özellik taşıyacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;II- İlaç Endüstri Bölgesi Projesi&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;1. Tanım:&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlaç üretiminde Ar-ge faaliyetlerini desteklemek üzere bir organize sanayi ya da endüstri bölgesinin kurulması amacıyla ‘İlaç Endüstri Bölgesi Projesi’ adıyla bu proje hazırlanmıştır. Bölgede ilaç yanında ilaç benzeri ürünler ile kozmetik ve sarf malzemesi üretiminde de ar-ge faaliyetlerine izin verilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2. Proje ile elde edilecek kazanımlar: &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Proje; Türkiye’nin geleceği için büyük önemde birçok parametreyi barındırmaktadır. Bunlar; &lt;br /&gt;a.Yatırımları artırmak,&lt;br /&gt;b.Bölgesel farklılıkları elimine edecek şekilde yatırımların belirli bölgelerde toplanmasının önüne geçmek,&lt;br /&gt;c.Bir sektörde faaliyet gösteren yatırımcı ve çalışanların araştırmacı bakışını özel olarak desteklemek, bu suretle Ar-ge yatırımı düşük kalmış bu sektörü Ar-ge yatırımlarına ve inovasyona yöneltmek,&lt;br /&gt;d.Bir sektörü ihracata yönelik çalışma yapmak üzere destekleyerek dünya pazarlarında ülke lehine kazanç sağlamak, şeklinde sıralanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;3. Proje kapsamında sağlanabilecek destekler: &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a)Altyapı desteği: Yatırımların yapılmasını temin için bir bölge kurmak, özellikle İstanbul’da yoğunlaşan ilaç sektörünü daha az gelişmiş bölgelerde yatırım yapmaya teşvik etmek amaçlı olarak düşünülmüştür. İlaç sektörünün İstanbul dışında bir yerde yatırım yapması için beklentilerine cevap verecek bir altyapı sunmak gerekmektedir. Tüm bu altyapı sağlandığı takdirde yeni yatırımlar yapılması mümkün olabilecektir.&lt;br /&gt;* Bahsi geçen bölgenin gümrük, uluslar arası bir havaalanı ve geniş ulaşım imkânları, üniversite, çevredeki sanayinin ve çalışma kültürünün uygun olması durumunda yatırım taleplerinin oluşacağı düşünülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b)Laboratuar desteği: Araştırmacıların ve yatırımcıların ilgisini Ar-ge faaliyetine çekmek amacıyla bölgede büyük bir laboratuar kurulması uygun görünmektedir. Bu laboratuarın, araştırmacıların kolaylıkla elde edemeyecekleri bazı cihazlar ve yöntemleri içermesi, ancak devlet eliyle kurulabilecek büyüklükte ve içerikte olması düşünülmektedir. Laboratuarın biyoteknoloji gibi bir alanda yatırım içermesi ile bu alanda ileri teknoloji araştırmalarının yapılabilmesi mümkün olabileceği için yatırım için bir alan seçilmesi de uygun olabilir. Adı geçen laboratuar üniversite içinde teknokent bünyesinde de kurulabilir ve bölge ile entegre çalıştırılabilir.&lt;br /&gt;* Sektöre ve araştırmacılara sunulacak bu laboratuar imkânı, aynı bölge içinde sektör ile araştırmacıları yakınlaştıracaktır.&lt;br /&gt;* Laboratuarlarda Üniversite vb. gibi kendi laboratuarlarında bulamadıkları ileri seviye cihazları kullanma imkânı elde edebilecek araştırmacıların bu bölge içinde yaptıkları araştırmalarını ülkemiz adına kaydettirmeleri, yapılması istenen Ar-ge faaliyetlerinin yönlendirilmesi ve tekrarlanan çalışmaların birlikte çalışma haline döndürülmesi sonuçlarını doğurabilecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c)Serbest Ticaret Bölgesi imkânları: Bölgeye Serbest Bölge statüsünün verilmesi, yurtdışına ihracat yapmak amacıyla üretim yapacak firmalara hammadde girişi ve ürün çıkışlarında büyük kolaylıklar sağlamak için faydalı olacaktır. Türkiye ilaç sektörünün durumuna göre, bu bölgede yapılacak üretimin bir kısmı ithalata ikame olabilecek ise de büyük bir kısmının ihraç edilebilecek bir durumda olacağı düşünülmeli ve bölgeye serbest bölge avantajları kazandırılmalıdır.&lt;br /&gt;d)Klinik Araştırma Desteği: İlaç araştırma faaliyetlerine klinik araştırmalar ile süreklilik kazandırılabilecektir. Ayrıca bugün bazı ülkelere yönlendirilmiş biyoeşdeğerlilik araştırmaları ile ilgili olarak küçük bazı mevzuat düzenlemelerinin yapılması ülkemizi özellikle Avrupa ülkeleri için çekici hale getirebilecektir.&lt;br /&gt;* Klinik araştırmalar için Üniversite hastaneleri kullanılmaktadır. Endüstri Bölgesi’nin en yakın üniversite ile bu çalışmalarda entegre olması beklenmekte, üniversite hastanesinin klinik araştırmalar için ‘araştırma ve uygulama hastanesi’ olarak klinik araştırma amaçlı hizmet vermesi düşünülmelidir. Bu hastanenin özellikle belirli alanlara yönlendirilmesi düşünülebilir. Fakat genel olarak; araştırma yapılan alanlarda bu hastane imkânlarının kullanılması, eğer yeterli gelmiyorsa hastane yönetiminin araştırmanın başka hastanelerde yapılmasını temin edecek şekilde bu klinik araştırmaları destekleyecek yönlendirmeyi sağlaması beklenmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;III- Projenin hayata geçirilmesi:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;1. Projenin hayata geçirilmesinde gerekli altyapı unsurları:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;a)Altyapı unsurları, (Güvenlik, İtfaiye, Yol, Elektrik, Doğalgaz, Su, Telekomünikasyon, Internet)&lt;br /&gt;b)Yakın çevrede seri üretim anlayışına yatkın yeterli teknik eleman bulunması,&lt;br /&gt;c)Yakın çevrede yeterli sanayi desteği bulunması,&lt;br /&gt;d)Hammadde kaynaklarına yakınlık,&lt;br /&gt;e)Ulaşımın kolay olması, (yol, demir ve hava yolu),&lt;br /&gt;f)Gümrük,&lt;br /&gt;g)Büyük şehirlere yakınlık,&lt;br /&gt;h)Deprem riski,&lt;br /&gt;i)Nem ve sıcaklık değerlerinin uygun olması. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Proje için yer seçimi:&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Bu parametrelere bakılarak Ankara ve İstanbul dışında kalan az sayıda şehirde yatırım yapılabileceği görülecektir. Bunlardan Konya, nem ve deprem riski açısından öne çıktığı için Konya’da 4. Organize Sanayi Bölgesi için ayrılan bir arazi hakkında araştırma yapılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konya Sanayi Odası, 7,000 dekarlık bu arazide böyle bir bölgenin kurulmasının uygun olduğu yönünde görüş belirtmiş, destek taahhüdünde bulunmuştur. Konya, diğer parametreler incelendiğinde Ankara'dan sonra bu konuda en büyük yatkınlığa sahip il olarak görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konya; Türkiye’nin orta bölümünde yer almaktadır. Uluslararası bir havaalanına sahiptir. Anadolu’nun her yönünden gelen yolların kesişme noktasında, eski ipek yolu üzerinde bulunmaktadır. Geçmişten kalan büyük bir kültür mirasına sahip ve ciddi miktarda turist alan bir bölgedir. Halen üç üniversite ve iki tıp fakültesine sahiptir. Yapımına başlanan Konya-Ankara ve Konya-İstanbul Yüksek Hızlı Tren güzergâhında en önemli noktada bulunmaktadır. Bu durumda Konya, İstanbul’a 3,5 saat, Ankara’ya ise 1 saat 15 dakika uzaklıkta bulunmaktadır. Bahsedilen bölge, karayoluyla Ankara’ya 250, Mersin Limanı’na 350 km. mesafede bulunmaktadır. Halen İstanbul’a THY’nin günde 3, özel bir havayolunun 2 uçuşu bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konya, sanayi altyapısı çok ilerlemiş bir şehirdir. Halen 4 Organize Sanayi Bölgesi ve 10 kadar da özel Organize Sanayi Bölgesi bulunmaktadır. Özellikle otomotiv yedek parça imalatı yapan üreticiler ikibinli yıllarda makine sanayiine de yönelmiş ve Konya, Makinalar, CNC özellikli tezgâhlar ve bunların takımlarının üretildiği çok önemli bir alan haline gelmiştir. İmalatının büyük bölümü ihracata yönelik olan Konya’da yedek parçadan sonra ayakkabı üretimi de yaygındır. Büyük bir ova ortasında yer alması ve bu ovadaki tarım faaliyetinin de tahıl üretiminden geçmesi sebebiyle bölge Türkiye’nin tahıl deposu olarak anılmaktadır. Bölgede un, nişasta, bulgur gibi ürünlerin üretimi de yaygındır. Hem tarım hem de sanayide yol almış bu şehrin Kimya sanayiinde çalışan az sayıda üretim yeri olmasına rağmen bölge eğitim kurumlarında lise, önlisans ve lisans seviyesinde Kimya eğitimi verilmektedir. Şehirde bulunan iki tıp fakültesi ve veteriner fakültesinin araştırmalar için kaynak olacağı ve fen fakültesinin çeşitli bölümlerinin yeterli teknik elemanı yetiştirmede destek vereceği düşünülmektedir. Konya, Büyükşehir statüsünde, Karatay, Meram ve Selçuklu adındaki üç merkezi ilçeden oluşmaktadır. Şehirde 5 yıldızlı oteller ve büyük bir fuar alanı bulunmakta, şehir merkezi ve Organize Sanayi Bölgesi, fuar merkezi, seminer ve toplantı salonları açısından da yeterli durumdadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölge deprem açısından ülkemizde en düşük risk bölgesinde bulunmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölgede iklim bozkır iklimidir. Kışları 3 ay kadar soğuk, yazları ise 3 ay kadar sıcak geçmektedir. İl genelinde ısı; kışın az sayıda gece en düşük –20°C, yazın gündüzleri de en çok 35°C civarında olmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahsi geçen arazi Konya-Ankara karayolu üzerinde 16. km.’de bulunan Organize Sanayi Bölgesi kampüsü içinde bulunmakta, OSB güvenlik, itfaiye, sosyal tesislerine ve altyapı imkânlarına en yakın durumda, havaalanına karayolu ile 2,5 km., gümrük tesislerine 2 km., Yüksek Hızlı Tren istasyonuna 4 km. mesafede ve Konya-Ankara ve Konya-Aksaray yolları ile 2.Organize Sanayi ve Tümosan arazisi arasındadır. Üniversite kampüsüne 5 km uzaklıkta ve üniversiteye ulaşımı sorunsuz bir haldedir. Arazi engebesiz düz bir arazi olmakla birlikte tarıma çok elverişli bir arazi değildir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konya OSB; Konya-Ankara ve Konya-Aksaray devlet yolları arasında geniş bir arazide kurulmuştur. Güvenlik ve itfaiye gibi altyapıya dair tüm detayları hazır, tamamen bakımlı asfalt yollara sahip, telekomünikasyon, su ve doğalgaz imkânları bölgeye özel olarak sağlanmış durumdadır. Bölge içinde doğalgazdan elektrik üretmek üzere bir elektrik santrali bulunmaktadır. Bölgede birçok alanda üretim yapılmaktadır. Tarım makineleri, endüstriyel makineler, takım tezgâhları üreten firmalar, ayakkabı fabrikaları, kâğıt ve ambalaj fabrikaları, medikal cihazlar üreten firmalar, bisküvi, makarna, un, yağ gibi gıda ürünleri üreten firmaların yer aldığı bir alan olarak göze çarpmaktadır. Bölgenin yanında Tümosan arazisi ve karşısında bir Nato üssü yer almaktadır. Havaalanı bu askeri bölgenin kenarında kurulmuştur. Organize Sanayi Bölgesi içinde bir otel ve sosyal tesisler mevcuttur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konya’daki üniversiteler; Selçuk, Karatay ve Mevlana adı altında faaliyet göstermektedir. Selçuk Üniversitesi 1975 yılında daha önceden bağımsız birimler halinde faaliyet gösteren çeşitli kurumların birleştirilmesi ile kurulmuş, köklü bir yapıya sahiptir. Bünyesinde iki adet tıp fakültesi barındıran Türkiye'deki ikinci üniversitedir. Geniş bir alanda kurulu bulunan kampüsü içinde iki ayrı binada faaliyet gösteren Teknokent’i barındırmaktadır. Sanayi ile Üniversite arasında sıcak ilişkiler tesis edilmiştir. Selçuk Üniversitesi; Tıp, Veterinerlik, Ziraat, Fen, Eğitim, İşletme, Mühendislik, İlahiyat fakülteleri ile Meslek Yüksek Okullarında hizmet vermektedir. Ziraat Fakültesi içinde Gıda Mühendisliği de bir bölüm olarak bulunmaktadır. Selçuk Üniversitesi adı geçen bölgeye 3,5 km. mesafededir. Karatay ve Mevlana Üniversiteleri ise henüz kuruluş sürecindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;2. SWOT Analizi&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Endüstri Bölgesi kurulmasının faydaları:&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda sayılan kazanımlara ilave olarak istihdam artışı sağlanabilecektir.&lt;br /&gt;Ülkemizde ilaç sektöründe araştırmanın teşvik edilebilmesi için bazı özel şartlar gerekmektedir. Bu şartlar sağlanırken karşılığında toplam üretim kapasitesinde bir artış ve ihracat amaçlı üretime yöneliş gibi bazı kazanımlar da sağlanabilecektir.&lt;br /&gt;Yatırımların belirli bölgelerde toplanması sebebiyle sosyal risklerin azaltılması, tabii afetler durumunda yaşanabilecek sıkıntıların azaltılması sağlanabilecek en büyük faydalar olabilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul’daki endüstriyel dallardan birinin ağırlığını azaltacak şekilde başka bölgelerde yatırımlar yapılması düşüncesine uygun olarak, hem kritik öneme sahip hem de İstanbul dışına üretimi çıkarılabilecek bir sektörde birden fazla kazanım sağlanabilecek, bu Endüstri Bölgesi ile ülkemizin geleceği için önemli gelişmeler ortaya konulabilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Endüstri Bölgesi kurulması fikrinin zayıf yanları:&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;Ar-ge faaliyetlerinin istismarı söz konusu olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Endüstri Bölgesi kurulmasının çıkarabileceği fırsatlar:&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;Başka ülkelerde yapılacak yatırımlar bu sayede ülkemize çekilebilir.&lt;br /&gt;Klinik araştırmaların artışı ile ülkemizde daha ekonomik ürünler ortaya çıkarılabilecek ve sağlık harcamaları azalabilecektir.&lt;br /&gt;Klinik araştırmalar başlı başına bir gelir kaynağı olabilecektir. Ancak bu faaliyetlerin kendi mevzuatı ile de düzenlenmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Endüstri Bölgesi kurulmasında yönelen tehditler:&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;Farmasötik teknoloji açısından yeterli teknik personelin kurulacak üretim yerleri ile paralel olarak bölgeye gelmesi zaman alabilecektir. Bu darboğazın aşılması için yakın çevredeki teknik okullarda erken zamanda ilgili eğitimlere başlanabilir.&lt;br /&gt;İlaç sektörüne destek veren bazı firmaların bölgede yatırım yapmaları zaman alabilecektir.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;3. Projenin aşamaları:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;a)Karar aşaması: Projenin yapılmasına karar verilme aşamasında proje tüm detayları ile değerlendirilmiş ve bu konuda bir kanun yapılarak karar verilmiş olacaktır.&lt;br /&gt;b)Yer seçimi: Proje içinde bir yere göre hareket edilmiştir. Projenin kabulü bahsi geçen yerin kabulü anlamına gelmektedir.&lt;br /&gt;c)Kurucu Yönetim Kurulu oluşturulması.&lt;br /&gt;d)Projenin tartışılması ve bölgede yapılacak yatırım detaylarının çıkarılması, yatırım planları yapılması.&lt;br /&gt;e)Yatırım zamanı:&lt;br /&gt;i.Altyapı yatırımlarına başlanması.&lt;br /&gt;ii.Bölgenin kurumsal tanıtımı hazırlanarak yatırımcıların bölgeye davet edilmesi.&lt;br /&gt;iii.Teknokent bünyesinde bir laboratuar çalışması başlatılması.&lt;br /&gt;f)Üniversitelerde konu hakkında bir farkındalığın oluşturulması.&lt;br /&gt;g)İlaç Endüstri Bölgesi’nin sürekli gelişimini sağlayacak bir yapı oluşturulması.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-2023492822661125768?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/2023492822661125768/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=2023492822661125768&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/2023492822661125768'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/2023492822661125768'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2011/04/ilac-endustri-bolgesi-projesi.html' title='İlaç Endüstri Bölgesi Projesi'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-7908409038650721681</id><published>2010-11-25T12:52:00.001+02:00</published><updated>2010-11-25T13:01:27.860+02:00</updated><title type='text'>Özdemir İnce ve İslam'a hakaret</title><content type='html'>Her zaman İslam'a ve müslümanlara düşmanlığı açık olan ve eski sahibi yahudi olup, yeni sahibinin cibilliyeti net olmayan Hürriyet'in bir yazarı 24 Kasım 2010 günü "Allah'ın Terzileri" başlıklı bir yazı yazmış. Yazıyı gazetesine bakarak değerlendirirsek normal gelebilir ama başka bir açıdan değerlendirmekte fayda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının başlığı zaten küfür kokuyor. Küfür sözler listesine de girmeli bu söz ki Allah'a bir vücut isnad ederek bir kişiyi ona terzi yapmak, hem terzi olarak itham edilen kişiye ve hem de bundan münezzeh olan Allah'a hakaret olur. Müslümanlara hakaret etmek için böyle bir yolu denemek ise kuduz köpeğin hastalığının ortaya çıkıp salyalarını savurarak insanlara saldırması olarak algılanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı arkadaşlarım olaya böyle bakarak bu kişinin nasıl böyle yazabildiğini tartışıyorlardı. Benim fikrim ise, bu tür yazılar, bu adamların ancak tükenmişliklerinin tescili olmaktadır, şeklindedir. Allah'a daha fazla yakınlaşmak için başını örtmeyi fırsat bilen insanların baş örtüsüne tahammülü olmayanların söyleyebilecekleri başka birşey yok. Eğer başörtüsü sorunu tamamen ortadan kalksa bunlar zaten başka bir argüman kullanıp bu dine saldıracaklar çünkü bunların dini efendilerine itaattir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kullandığı argümanda muharref Hristiyanlığın (Hz.İsa'ya gelen İslam dininin değil) izlerini bulmak da mümkün. Çünkü adamların akıl hocaları ve beslendikleri kaynaklar genellikle o tarafta. Yahudilerin de aynı kaynaktan beslendiği dikkate alınırsa ve bugünkü hristiyanların da aslında yahudilerin kölesi haline gelmiş olmalarından dolayı benzer iki kaynaktan baslendiklerini söyleyebiliriz. Allah'a bir vücut isnad etmek yahudilerde güreş yapmak, hritiyanlarda da çocuk sahibi olmak şeklinde görülmektedir, bunu herkes bilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur'an'da açıkça var olan "Müslüman kadınlara söyle onlar da baş örtülerini elbiselerinin üstüne koysunlar."(Nur, 31) ayetini inkar için çok zorlayarak Hz.Peygamberin hayatını ve eşlerinin nasıl yaşadıklarını hiçe sayarak bundan başörtüsü manası çıkmaz diyecek kadar ileri gitmiş kimseler olabilir. Bazıları bu şekilde küfrünü açık eder, bazıları da münafıklığını yaşamak için bir bahane daha bulmuş olur. Bunları geçen 1400 yıl boyunca gördük, görmeye devam edeceğiz. Ancak başını örtmenin ayetle ortaya konulmuş olması inkarı halinde insanı istenmeyen bir noktaya götürebileceğinden akıllı bir insan tarafından öyle kolayca ifade edilemez. Bir müslümanın ise aklından bile geçmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarın saldırdığı nokta, insanların başları örtülü ve Kur'an'ın "kadınların kendilerini korumaları" ve müslümanların "zinaya yaklaşmamaları" emrine uygun olarak tesettürlü bir halde dolaşmaları gibi görünse de asıl saldırdıkları nokta bu elbiseleri müslüman camiadan birilerinin tasarlaması ve üretmesidir. Eğer müslümanlar kimseye tehlike oluşturmayıp güzel bir pazar olsalardı ve Cem Hakko'nun içkili iken sarfettiği gibi "bayıla bayıla" gidip Vakko'dan eşarp almaya devam etselerdi ve kendilerine kim ne derse desin yine gidip onların müesseselerinden alış-veriş etmeye devam etselerdi bu baş örtüsü konusu ortaya çıkmazdı. Bu noktayı lutfen iyi değerlendirip kimlerden alış-veriş yaptığımızı, kimleri nasıl kalkındırmış olduğumuzun bilincinde olalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boykot kampanyaları başarıya ulaşmıyor çünkü insanımız yeterince bilinçli değil. Güvenli ürünleri güvenli insanlardan almak gibi bir yaklaşımımız yok. Aramızdaki söylentilere bakarak da davranmamalıyız ama yeterince iyi araştırma yapmış olmalıyız. Bunu rekabeti bozucu bir etki olarak da kimse göremez. Nihayetinde müslüman insanların güvenilir kaynaklarla muhatap olmak mecburiyeti var. Yurtdışına gidince "belki malum hayvanın yağından yapılmış bir başka yemeği karıştırdıkları kaşıkla bu yemeği de karıştırmışlardır" diyerek bisküvi ile günlerini geçiren nice arkadaş tanıyorum. Bu insanların ülkemizdeki alış-verişlerinde de diğer insanlar gibi davranması beklenemez. O halde işin ciddiyetini görüp ona göre davranalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı ürünleri ülkemizde üretildiğine bakarak "bu da Türk Malı" diyen bazı gafiller de görmedik değil. Kendimize gelelim, insanları bu zamanda ekonomi ile köle ediyorlar. Hiç sömürge ülke kaldı mı? Ama aslında sömürge olmayan kaç ülke kaldı diyebiliriz, kalmadı çünkü. Para ile sömürü nasıl yapılıyormuş işte son Mortgage krizinde ABD'de ve etkileri ile Avrupa'da neler gördük. Önce Yunanistan, ardından İrlanda göçtü, arkasından PIGS ülkelerinin sona kalanları olan Portekiz ve İspanya'nın da göçtüklerini açıklamaları bekleniyor. İzlanda çoktan gitmişti zaten. Bunları kim yapıyor? İşte buna bakıp davranışlarımızı değiştirelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın hiç bir ülkesinde küçük işletmeler kalmadı, hepsi mega boyutlara ulaştı. Hangi sektöre bakarsanız bakın küreselleşme ülkeleri işgal etti ama firmaları ile. Bazı gafiller kendi firmalarını üç kuruşa bunlara satıp sevindiler. Ama İsrail'de de bugün zulüm altında inleyen Filistinli'lerin dedeleri üç kuruşa birkaç toprak satmamış olsalardı bugün evlatları bu çileleleri çekmeyeceklerdi. "İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizi de helak eder misin Allah'ım?" önemli bir söz. Ayetle de desteklenen bu sözü iyi hatırlayıp işlerimizi iyi yapmamız, aramızda dayanışmacı olmamız gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu nesli tükenen İslam'a ve müslümanlara saldıran geri zekalılarla boş yere uğraşmak yerine onlardan daha iyi kamuoyu oluşturacak gazeteler yapmış olsak daha iyi olurdu. Ticari işlerimizde de doğru olsak daha iyi bir pazarımız ve kazancımız olur, kimseye baş eğmezdik. Kaldı ki, bir müslümanın lüksü olmazsa, içkisi kumarı da zaten olmaz, kazandığını harcayacak hayırdan başka neyi kalır? Diğerlerinin her türlü para harcayacak herzesi karşılığında müslümanların zengin olmaması ancak akılsızlıkla izah edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslam'ın ve müslümanların kadınları özgürleştirdiğini ve onlara daha fazla değer verdiğini göremeyecek insanların yaptıklarına bir bakalım, acaba onlar kadınları nasıl özgürleştirmişler? Mutlu edebilmişler mi acaba? Hayır. Kadınları bütün alanlarda öne çıkararak ticaret metaı haline getirenler kimler? Genelevleri kimler tarafından kurulmuş ve işletiliyor? Orada çalışan kadınlar mutlu mu? Kadınları tezgaha koyup arkada oturanlar kimler? Bunların kadınlara bakışı son yüzyılın başına kadar ortadaydı. Kadınların müslüman olmayan camiada hiçbir yerde söz hakkı yoktu. Müslümanların kadınların şairleri, alimleri, muhaddisleri ve mücahideleri varken batılılar kadınların insan olup olmadıklarını tartışıyorlardı. Ülkemizdeki malum medyadaki yazarlar da "batılı" sayıldıkları için hepsine aynı şekilde bakıyoruz. Şu halde kadınlar hakkında bunların söz söyleme hakları bile olamaz. İki yüzlülük yapıp kendi taraflarındaki kadınları da kullanıyor ve müslümanların kadınları köleleştirdiğini söylüyorlar ya, bu da rantçılığın başka bir yöntemi işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak; Özdemir İnce sadece bir kalem. Bütün kaleleri düşmüş ve tüm herzeleri ortaya çıkarılmış bir zihniyetin temsilcisi olarak salyalarını etrafa savuruyor işte, ne yapmasını beklerdiniz? Yukarıda saydığımız iki yüzlülüklerinden hareket ederek, bunların insan olup olmadıklarına karar vermek okuyucularına kalmıştır. Ama müslümanlar olarak biz de bu sürüngenlere karşı organize miyiz, ona bakalım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-7908409038650721681?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/7908409038650721681/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=7908409038650721681&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/7908409038650721681'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/7908409038650721681'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2010/11/ozdemir-ince-ve-islama-hakaret.html' title='Özdemir İnce ve İslam&apos;a hakaret'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-9171118956511881858</id><published>2010-11-15T09:40:00.001+02:00</published><updated>2010-11-15T09:40:38.922+02:00</updated><title type='text'>Bayramınızı Tebrik Ederiz</title><content type='html'>Merhaba,&lt;br&gt;&lt;br&gt;Tüm dostlarımızın bayramlarını tebrik ederiz.&lt;br clear="all"&gt;Bayramları bayram gibi yaşamak için dua ederiz.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Selamlar&lt;br&gt;-- &lt;br&gt;Ibrahim NAYIR&lt;br&gt;&lt;br&gt; &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-9171118956511881858?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/9171118956511881858/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=9171118956511881858&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/9171118956511881858'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/9171118956511881858'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2010/11/bayramnz-tebrik-ederiz.html' title='Bayramınızı Tebrik Ederiz'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-513369880451727657</id><published>2010-09-08T10:07:00.003+03:00</published><updated>2010-09-08T10:32:48.570+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='referandum darbe ihtilal'/><title type='text'>EVET mi, HAYIR mı?</title><content type='html'>Referandum yaklaştı. Bugün buraya yazmanın bir önemi yok ama tarih düşmek iyi olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birileri öyle çığırtkanlık yapıyor ki, yapılacak referandumun neden yapıldığı konusunu böylece atlıyoruz. Anayasa Mahkemesi değişiklik maddeleri hakkında olumsuz karar vermeseydi referanduma gidilir miydi? Hayır diyeceksiniz. Demekki Anayasa Mahkemesi, Danıştay vb. bazı kurumlar hadlerini aşmış durumdalar. Önceki 367 kararı da öyle.  Çok şeyler sıralanabilir bu hususta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madem millet iradesi mecliste tecelli etmiyor, işte bu sebeple bile bu değişiklikteki maddelerin yürürlüğe girmesi için bağırarak "EVET" denilir. Evet demenin hayırlı olacağı bu açıdan bile bellidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milleti temsil eden vekiller büyük çoğunlukla bir kanun yapmışsa bunu gidip başkalarından onaylatmaya kalkmak millete hakaret etmektir. Onaya gerek yoksa referanduma da gerek olmazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkedeki CHP zihniyeti kalkmadıkça bu olaylar da bitmeyecek tabii. Anayasa tamamen değişse bile bu durum devam edecek ama en azından etkileri azalacaktır. Bu referandumda "EVET"lerin çoğunlukta çıkması CHP zihniyetinin de kapatılması için milletin ortak rızasının olduğu anlamına gelmektedir. İşte bu sebepten zinde güçlerin itirazı devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aptalın biri diyor ki, "milletin evet demek için fikri bile yok, ben bu yüzden hayır diyorum." İyi ama milletten sana ne, referandumda sadece kendi oyunu soruyorlar adama. Oyunu ver, çekil. Milletin ne düşünmesi yapması gerektiğini söylemen gerekmiyor, değil mi? İşte bu duruş bunların 100 yıldan fazla zamandır yaşadıkları ahlaksız tavrı gösteriyor. Bu ahlaksız tutumdan kurtulmak için özellikle "EVET" denmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BDP de boykot ediyormuş referandumu. Oy verip T.C.'nin meşruiyetini kabul etmek istemiyorlarmış. Eğer Türkiye Cumhuriyeti'ni meşru kabul etmiyorlarsa çıksınlar efendim dışarıya. Bu konuda haksızlar. Kendilerinin meşru olmadıklşarı kesin. Doğudaki feodal yapı sebebiyle insanların zorla kendilerine oy verdiğini bilmeyen yok. Asıl kendileri meşruiyet kazanmak istiyorlarsa gelip "EVET" demeliler, başkalarına da zorlamayı bırakmalılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BDP, Diyarbakır Cezaevini yıktırıp yerine okul yaptırıp da "Ne mutlu Türküm diyene!" dedirtmezmiş. Bu "Ne Mutlu!" konusunda kendilerine katılıyorum. Referandumda evet çıkarsa hükümet ilk iş bu "Ne Mutlu Türküm Diyene!" lafı yerine daha uygun bir laf üretmeli. Bu laf doğudakini değil bütün ülkeyi sorunlu hale getiriyor. Yukarıda CHP kapatılmalı demiştik ya, bu laf da tam bir CHP ürünüdür ve onun zihniyetine hizmet etmektedir. Ne mutlu kardeşlere ve kardeşçe yaşayabilenlere!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Espri olsun diye bir sebep de ben ekleyeceğim; ortaokul son sınıftaydık, 80 ihtilali oldu. O yıl kafalar asker traşı yapıldı. Zavallı hocalarımız ellerinde makasla saçlara tren yolu açarak bunu sağlamaya çalıştılar. Sonuçta herkesin kafası 3 numara yapılmıştı. Cem Tunçel adında çok güzel saçları olan bir arkadaş oturup ağlamıştı. Neden çünkü ülkeyi asker yönetince böyle oluyordu. Şimdi bakıyorum artık çocukların kafalarına tren yolu açılmıyor. Bir daha kafasında makas izi ile hiç bir çocuk berbere koşmasın diye bile "EVET" verilebilir diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl, 80 ihtilalini ilk gençlik yıllarında yaşamış ve çekilenlere ortalama bir seviyede şahit olan biri olarak"EVET" vermenin tarihi bir görev olduğunu düşünüyorum. Aklı olan ve başka angajmanları olmayan hiç kimsenin tersini düşünemeyeceğini zannediyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-513369880451727657?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/513369880451727657/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=513369880451727657&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/513369880451727657'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/513369880451727657'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2010/09/evet-mi-hayir-m.html' title='EVET mi, HAYIR mı?'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-8096621267877205884</id><published>2010-07-29T13:40:00.003+03:00</published><updated>2010-08-11T10:38:49.238+03:00</updated><title type='text'>Askerin ülkeye hizmet isteği</title><content type='html'>Nail Keçili adlı reklamcı ile yapılan röportajı okurken şu satırlardan aklıma geleni yazmadan edemedim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nail Keçili: "Hala var, askerin birçok konuda anlaşılamadığı kanaatindeyim. Askerler  eleştirilirken temelde hatalar yapılıyor. Müthiş bir vatan sevgisiyle  yetişiyor ve kendilerini vatanın sahibi zannediyorlar. Şimdi ortaya  çıkan birtakım hikayeler bu düşünce yüzünden. Onlara sahip değil bekçi  olduklarının anlatılması lazım. "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, Sn. Keçili nezaketen söylememiş anlaşılan. Biz nezaketsizlik edeceğiz. Askerin ülkeye hizmeti çoğu zaman züccaciye dükkanına girmiş bir filin gayretine benziyor. Hizmet etmek istedikçe zarar yapıyorlar. Kendilerinin yapabilecekleri en iyi hizmetin züccaciye dükkanının dışında hatta yüzleri başka yöne dönük olarak durmak, işin kendilerine tarif edildiği şekilde yapmak olduğu anlatılmalı. Tabii anlarlarsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin en üzücü boyutu ise, filin üstünde görünmeyen bir adamın oturuyor olduğu düşüncesidir. Eğer filin üstünde biri oturuyor ve fili yönlendiriyorsa ona birşey anlatmanın pek bir önemi yoktur. Ergenekon eğer varsa, buna ancak "fil sürücüsü" sıfatı yakışacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha da vahimi, fil sürücüsünün robot olmasıdır. Yakalanan kişilerin tek başlarına bir değer oluşturabilecek insanlar olmadığı ve arkalarında muhtemelen bir "dünya markası"nın bulunduğu tahmin edilmektedir. Uzaktan kumandalı robotlarla yapılan otomobil deneylerinde genellikle çarpma testleri yapılmaktadır. Fil sürücüsü robot ise filin çarpma testinden geçme ihtimali büyüktür. Eğer böyleyse, züccaciye dükkanının vay haline. Geldiğimiz nokta da zaten tam da bu durumda olduğumuzu gösteriyor, değil mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-8096621267877205884?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/8096621267877205884/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=8096621267877205884&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/8096621267877205884'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/8096621267877205884'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2010/07/askerin-ulkeye-hizmet-istegi.html' title='Askerin ülkeye hizmet isteği'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-3605929856951207242</id><published>2010-05-31T18:36:00.003+03:00</published><updated>2010-05-31T18:46:13.533+03:00</updated><title type='text'>Japon-Türk Fıkrası</title><content type='html'>İşletmecilerin fıkraları ilginçtir. Ama birileri son günlerde bana hep şu fıkrayı anlatıp duruyor, iletiyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk ve Japon şirketleri arasında bir kürek yarışı düzenlenmesine karar verilmiş.&lt;br /&gt;Japonların takımında 8 kişi kürek çekiyor, 1 kişi dümencilik yapıyor.Türk Takımında ise 2 kişi kürek çekiyor, 3 kişi şeflik,3 kişi müdürlük yapıyor 1 kişi de dümeni kullanıyormuş. Her iki takımda, performanslarının en üst düzeyine varabilmek için uzun ve zorlu bir hazırlık döneminden geçmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük gün gelmiş ve iki takımda, kendini hazır hissediyormuş. Japonlar yarışı bir kilometre farkla kazanmışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarış sonrası Türk takımı çok sarsılmış.Türk Şirket yönetimi yarışın açık farkla kaybedilmesinin nedeninin bulunmasına karar vermiş. Hemen bir danışmanlık firmasından danışmanlık alınmış. Danışmanlık firmasının yaptığı araştırmalar, analizler ve uzun çalışmalar sonucu düzenlenen raporlara göre hata bulunmuş ve çözüm önerisi getirilmiş. Çözüm olarak yönetimdeki düzeni güçlendirmek için 1 genel müdür atanmış, ve sandaldaki ağırlığı dengelemek için kürekçi sayısı da 1 e indirilmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Japonlara yeni bir yarış teklif etme kararı alınmış. 9 kişilik Türk takımı Japonlarla bir yarış yapmak üzere yeniden yapılanmış. Japonların takımında 8 kişi kürek çekiyor, 1 kişi dümencilik yapıyormuş Türk Takımında ise yeni yapılanma şekli şöyleymiş:&lt;br /&gt;1 Genel müdür,&lt;br /&gt;3 Genel Müdür Yardımcısı,&lt;br /&gt;3 Dümen şefi,&lt;br /&gt;1 Dümenci,&lt;br /&gt;1 Kürekçi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci yarışı Japonlar iki kilometre arayla kazanmışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tepesi atan Türk şirketi yönetim kurulu hemen harekete geçmiş. Yarışın kaybedilmesinden sorumlu tutulan kürekçi kovulmuş,müdürlere ve diğer personele sorunun çözümüne olan katkılarından dolayı ikramiye verilmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak, acaba şirket ilerlemiş mi, sormak lazım. Kürekçiye acımaya gerek yok, nasıl olsa 8 kişi yerine kürek çekmekten dolayı kazandığı yüksek kondisyon sebebiyle hemen bir başka takıma transfer olup daha yüksek maaşa kavuşmuş da olabilir. İşletmecinin yorumu böyle olsa gerek. Reklamcı da haberin kötüsü olmaz der ve yenilme haberinin daha fazla etki çıkaracağını da belki savunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat bu fıkrayı dostlarım hala bana neden anlatıp duruyor, merak etmeye başladım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-3605929856951207242?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/3605929856951207242/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=3605929856951207242&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/3605929856951207242'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/3605929856951207242'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2010/05/japon-turk-fkras.html' title='Japon-Türk Fıkrası'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-2392088413511388371</id><published>2010-05-18T06:34:00.005+03:00</published><updated>2010-08-24T15:30:33.940+03:00</updated><title type='text'>17 Mayıs mutlaka hatırlanacak</title><content type='html'>;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-2392088413511388371?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/2392088413511388371/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=2392088413511388371&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/2392088413511388371'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/2392088413511388371'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2010/05/17-mays-mutlaka-hatrlanacak.html' title='17 Mayıs mutlaka hatırlanacak'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-6389145301344322636</id><published>2010-05-05T22:36:00.003+03:00</published><updated>2010-05-05T22:40:50.369+03:00</updated><title type='text'>İTS'den yok bir haber</title><content type='html'>Uzun süredir blogda İTS hakkında hatta hiçbirşey hakkında yazmadığımı farkettim. Bugün de İTS hakkında yazmayacağım, sadece bilinen şeyleri aktaracağım:&lt;br /&gt;16 Mayıs 2010 00:00: Start.&lt;br /&gt;17 Mayıs 2010 10:00: Tam yol ileri!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dileğimiz güzel sonuçlar ortaya çıkması. Görevimiz gülen yüzler üretmek için çalışmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkese selamlar...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-6389145301344322636?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/6389145301344322636/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=6389145301344322636&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/6389145301344322636'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/6389145301344322636'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2010/05/itsden-yok-bir-haber.html' title='İTS&apos;den yok bir haber'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-5984170170412297037</id><published>2010-05-05T22:32:00.005+03:00</published><updated>2010-05-05T22:35:37.518+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='promosyon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iş elbisesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='reklam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='baskı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='t-shirt'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şapka'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İş giyim'/><title type='text'>YTR Tekstil Yapı Fuarı'nda</title><content type='html'>YTR Tekstil en son 2005 ylında katıldığı Yapı Fuarı'na bu yıl yeniden katıldı.&lt;br /&gt;5-9 Mayıs tarihleri arasında Tüyap Beylikdüzü Fuar Alanı'nda yapılacak olan fuarda 6. Salon 6002 numaralı standda iş elbisesi ve promosyon ürünleri üreticisi YTR, fuarda üretimleri ve yeni kreasyonları ile yer alacak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-5984170170412297037?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/5984170170412297037/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=5984170170412297037&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/5984170170412297037'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/5984170170412297037'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2010/05/ytr-tekstil-yap-fuarnda.html' title='YTR Tekstil Yapı Fuarı&apos;nda'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-3413273028796668837</id><published>2010-01-26T23:51:00.003+02:00</published><updated>2010-01-27T00:04:50.519+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='&quot;İlaç Takip Sistemi&quot; karekod'/><title type='text'>İTS son dönemeçte mi?</title><content type='html'>İlaç Takip Sistemi yılbaşında ürünlerin karekodlu üretilmesi mecburiyeti ile başlamış olması gerekiyordu. Henüz SGK'nın sistemi açmaması ve eczacıların da doğal olarak karekodlu ürünleri almaması gibi bir durumla hala yerinde sayıyor sistem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarın (27 Ocak 2010) SGK genelgeyi yayınlayacakmış ancak geçen 27 günün hesabı ne olacak, bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen yıl ilk 10 ay için çıkarılan hesaplarda, IMS ve SGK ödeme rakamları arasında 3 milyardan fazla fark gözüküyordu. Bu demektir ki, günde 10 milyon TL kayıp var. Bir imzanın bir dakika gecikmesi bile binlerce TL ediyor... Sahtecilerdeki bu sürati doğrusu aklım almıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karekodlu ilaçlar bugünlerde artık rafta. Eczacılardan binlercesi kullanıcısını açtı. (Bu akşam çıkarken baktım 9100'den fazlaydı) İthalatçı firmalar on binden fazla okuyucuyu sadece ecza depolarına sattıklarını ifade ediyorlar. Yine de eczacılar tarafında bir zayıflık var gibi. Eczacı neden renk vermiyor durumunda, bilmem ki? Biz eğitimli insanlarız, bunun da hakkından geliriz demiyorlar? Kendi haklarından gelen sistemlere boyun eğmek yerine? Anlamadım doğrusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ecza depocuları da olumsuz renk verenler sınıfında. Bak bu iyi işte. Olumsuz renk verenleri tanırsınız, ona göre davranırsınız. Depocular ne yapacak derseniz, muhtemelen haziranda belli olacak. Çünkü aralarında çok rekabet var. Servis sayılarının düşmesi gibi talepler bu rekabetin temposunun düşürülemediğini gösteriyor. Depocular mutlaka bu alanda da rekabet edeceklerdir. Çünkü mecburen sisteme dahil olacak depolar bugünden var. Bu depolar yarından itibaren eczacıya verdikleri ilaçların bilgisini maille eczacıya gönderirlerse, pazar payları büyür gider. Diğerleri de bakar kalırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karamsarlığın son günlerini yaşıyoruz. Bana artık geri dönüşsüz yola girdik ve bu iş oldu gibi geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birçok açıdan İTS bir dönemeç daha dönmek üzere. Ama bu son olmayacak gibi görünüyor, daha çok dönemeç var. Doğru insan olalım, dönek olmayalım varsın başımız biraz dönüversin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-3413273028796668837?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/3413273028796668837/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=3413273028796668837&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/3413273028796668837'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/3413273028796668837'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2010/01/its-son-donemecte-mi.html' title='İTS son dönemeçte mi?'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-4073027670852458244</id><published>2010-01-26T23:35:00.005+02:00</published><updated>2010-01-26T23:38:36.647+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Selam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bosna'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aliya'/><title type='text'>Aliya dedeye rahmet</title><content type='html'>Aliya İzzetbegoviç yani Ali İzzetbeyoğlu, Bosna'nındoğal lideridir. Öyle efsane falan değil, dosdoğru bir insan. Ama efsanevi işler yaparak sadece milletinin değil, tüm müslümanların kalbinde taht kurdu. Şu video bir hatıra olarak kalmış, seyrettikten sonra bir fatiha okumayı ihmal etmeyin, olmaz mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://video.yahoo.com/watch/6237614&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;object width="512" height="322"&gt;&lt;param name="movie" value="http://d.yimg.com/static.video.yahoo.com/yep/YV_YEP.swf?ver=2.2.46"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="AllowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#000000"&gt;&lt;param name="flashVars" value="id=16189044&amp;amp;vid=6237614&amp;amp;lang=en-us&amp;amp;intl=us&amp;amp;thumbUrl=http%3A//l.yimg.com/a/p/i/bcst/videosearch/11997/95421374.jpeg&amp;amp;embed=1"&gt;&lt;embed src="http://d.yimg.com/static.video.yahoo.com/yep/YV_YEP.swf?ver=2.2.46" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" bgcolor="#000000" flashvars="id=16189044&amp;amp;vid=6237614&amp;amp;lang=en-us&amp;amp;intl=us&amp;amp;thumbUrl=http%3A//l.yimg.com/a/p/i/bcst/videosearch/11997/95421374.jpeg&amp;amp;embed=1" width="512" height="322"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://video.yahoo.com/watch/6237614/16189044"&gt;ALİYA İZZET BEGOVİÇ' in Asker Selamı !&lt;/a&gt; @ &lt;a href="http://video.yahoo.com/"&gt;Yahoo! Video&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-4073027670852458244?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/4073027670852458244/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=4073027670852458244&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/4073027670852458244'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/4073027670852458244'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2010/01/aliya-dedeye-rahmet.html' title='Aliya dedeye rahmet'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-91406627147777451</id><published>2009-10-16T11:01:00.003+03:00</published><updated>2009-10-16T11:06:51.084+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yetim buluşması ihh yardım'/><title type='text'>Yetimler için</title><content type='html'>Merhaba,&lt;br /&gt;Bu IHH çok insani bir örgüt. Kesinlikle kanımız çok ısındı kendilerine. Gönülden geçeni yapmış oluyorlar. Allah razı olsun kendilerinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul'da bir "Yetim Buluşması" yapmışlar. Otur ağla artık... &lt;br /&gt;Aşağıdaki bannera tıklanıp sitesinden bilgi alınabiliyor. Durum uygun olursa çocuklarla katılmak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=7,0,19,0" title="Banner" width="250" height="250"&gt;&lt;param name="movie" value="http://banner.ihh.org.tr/yetimbulusmasi/250x250.swf"&gt;&lt;param name="quality" value="high"&gt;&lt;embed src="http://banner.ihh.org.tr/yetimbulusmasi/250x250.swf" quality="high" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" type="application/x-shockwave-flash" width="250" height="250"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayda 70 TL gibi son derece küçük bir meblağ ile ümmetin yetimlerine bakıyorlar. Bir de siyasetçilerimiz ümmetin çocuklarının yetim kalmaması için çalışsalar harika olacak. Tavsiye ederim, 70 TL büyük rakam değil ama empati yapıp o çocukların yerine kendinizi koyun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selamlar&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-91406627147777451?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/91406627147777451/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=91406627147777451&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/91406627147777451'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/91406627147777451'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2009/10/yetimler-icin.html' title='Yetimler için'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-1111208181025644290</id><published>2009-08-11T19:50:00.010+03:00</published><updated>2010-01-27T22:41:16.328+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='&quot;ilaç güvenliği&quot;'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='farmakovijilans'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='izleme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kupür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='izlenebilirlik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='&quot;İlaç Takip Sistemi&quot;'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='&quot;track and trace&quot;'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sahtecilik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='karekod'/><title type='text'>İlaç Takip Sistemi Kitabı çıktı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_60f0BQtaQXM/So_q0ONHH8I/AAAAAAAAAEQ/rnUvlDTu5hM/s1600-h/itskitabiresmi.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 185px; height: 217px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_60f0BQtaQXM/So_q0ONHH8I/AAAAAAAAAEQ/rnUvlDTu5hM/s320/itskitabiresmi.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5372771063363477442" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Merhaba,&lt;br /&gt;Sağda kapak resmi görülen "İlaç Takip Sistemi" adlı kitabımız yayımlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlaç Takip Sistemi'nin detaylı bir anlatımı olarak hazırlanan kitapta genel bilgilerin yanında teknik bilgilere de yer verildi. Eczacılar, ecza depoları, hastane eczaneleri, üretici veya ithalatçı ilaç firmalarının ve eczacılık fakültesinde henüz öğrenci olan arkadaşlarımızın ilgi alanlarına giren, önemsenmesi gereken konuları aydınlatmak üzere bu kitabı hazırladık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlaç ve Eczacılık Genel Müdürü Sn.Dr.Mahmut Tokaç'ın sunuş yazısı ile beğenilerinize sunuyoruz.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kitap Sage Yayınevi web sitesinden kolayca sipariş edilebiliyor: &lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;http://www.sagekitap.com/&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=";font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-1111208181025644290?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/1111208181025644290/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=1111208181025644290&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/1111208181025644290'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/1111208181025644290'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2009/08/ilac-takip-sistemi-kitab-ckt.html' title='İlaç Takip Sistemi Kitabı çıktı'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_60f0BQtaQXM/So_q0ONHH8I/AAAAAAAAAEQ/rnUvlDTu5hM/s72-c/itskitabiresmi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-5664825670232828704</id><published>2009-07-24T12:39:00.003+03:00</published><updated>2009-08-11T19:48:44.882+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bülbül'/><title type='text'>Ey Garip Bülbül</title><content type='html'>Ey garip bülbül diyarın kandedir?&lt;br /&gt;Bir haber ver gül-i zarın kandedir?&lt;br /&gt;Sen bu ilde kimseye yar olmadın,&lt;br /&gt;Var senin elbette yarin, kandedir?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-5664825670232828704?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/5664825670232828704/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=5664825670232828704&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/5664825670232828704'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/5664825670232828704'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2009/07/ay-garip-bulbul.html' title='Ey Garip Bülbül'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-2903863071172433886</id><published>2009-07-15T15:01:00.017+03:00</published><updated>2009-09-05T16:14:09.931+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='&quot;ilaç Takip Sistemi&quot; barkod karekod'/><title type='text'>GS1, Barkodlar ve İTS?</title><content type='html'>GS1 hakkında ikinci yazımızla huzurunuzdayız. GS1 uluslar arası bir organizasyondur, onu savunmak tabii ki bize düşmez. GS1 hakkında ülkemizde birilerinin ileri-geri söylediklerine karşı GS1 Türkiye temsilciliği olarak TOBB bir yazı yayımlamış ve GS1 imajını zedeleyecek, ülkemizde kullanılan barkod sistemine karşı güven sorunu oluşturacak hareketlere karşı gerekenleri yapacaklarını ifade ettikleri ve gerekirse konuyu adli makamlara taşıyacaklarını belirten bu yazıyı takdirle karşıladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı web sitelerinde aptalca ifadeler kullanılmaya devam ediyor. İlaç Takip Sistemi'nde GS1 Datamatrix barkodu seçilmesinin altında başka sebepler arayıp zincir eczanelere kapı açmaya kadar işi vardıran bu aklı evveller, başka ülkelerde EAN128, Code39 vb. gibi başka barkodlar kullanıldığını, ülkemizde ise Datamatrix kullanıldığını ve sebebini sormaktadırlar. Hatırlatalım, EAN128, Code39 ve birçok barkod standardı yine GS1 standartları içinde yer alıyor, tıpkı GS1 Datamatrix gibi. GS1 Datamatrix dışında artık Datamatrix kullanımı da kalmadı, herkes ECC200 içeren bu standardı kullanıyor. GS1 barkodu kullanmayıp da ne yapacaksınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.who.int/impact/activities/impact_meetppt/en/index.html linkindeki Michel van der Heijden sunumunda GS1 Healtcare Standartlarının önemini anlayabilir ve GS1'ın rolünü de kavrayabilirsiniz. GS1 veri toplayan bir organizasyon değildir, insanları yanıltmamalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtalya'nın sistemi reddettiğini hala ifade ediyorlar ama biz Şubat 2008'de Granada GS1 Healthcare Conference'da Claudio Biffoli adında bir İtalya Sağlık Bakanlığı görevlisini dinledik. Claudio,  Bollino sistemi yerine Datamatrix kullanmak üzere çalışma yaptıklarını bir sunumla anlattı. Sunum internette bulunuyor ama şifreli alanda olduğu için erişilemiyor. Sunumu indirdim, merak edenlere gönderirim. Yani bu demek oluyor ki, önümüzdeki günlerde İtalya Türkiye'de Datamatrix kullanımı başladıktan hemen sonra, datamatrix ile ilaç takip sistemi kullanan  dünyadaki ikinci ülke olacak. İtalya neyi reddetti acaba? Belgesi olan var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belçika'nın tercihi ayrı bir tartışma konusudur. Code39 barkodu ile, serialize edilmiş bir numara kullanılıyor. Bu numara sistemi hiç bir standarda benzemiyor ve kendisinden başka yerde geçerliliği olmayan bir yapı. Belçika Eczacılar Birliği Genel Başkanı Guido Hoogewijs'in sunumlarında Belçika'nın ayrıntıları görülebiliyor. Giderek uygulama oturuyor ama Türkiye için bu sistemin geçerliliğinin olmadığı, yerinde yapılan incelemelerde de ayrıca görülmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunanistan'da da benzeri bir yapı kullanılıyor,  aynı kişiler Yunanistan'ın direk bu işi reddettiğini söylemişlerdi, şimdi ne yazık ki, Yunanistan konusunda susar buluyorum kendilerini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eminim bu konuşan kişiler, ülkemize Belçika'daki sistemi getirmeye kalksaydık, "bilgilerimizi bir İngiliz şirketine teslim ediyorlar" diye yaygara koparırlardı. Yok, bu yaygaraların temelinde istedikleri bir şirkete bu işin outsource edilmesi falan varsa açıkça söylesinler de bilelim, ona göre davranalım. Bu kadar çok yaygara yapmanın altında acaba başka hangi niyet var? Seçim kazanmak mı? Bilmem! Ama seçime kadar İTS çalışacak ve korkulan birşey olmadığı görülecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İTS hakkında önerisi olan varsa lutfen söylesin. Durduk yere "tam karşıyız" demekle işler yürümüyor, çözümsüzlük sürerken kangren olmuş yaralar biraz daha kötüleşiyor. Çözümden yana olmak lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Impact'ın çalışma yaptığını ve bunların beklenmesi gerektiğini ifade ediyorlar. Başka alternatiflerin Impact tarafından ortaya konduğu falan yok çünkü Impact oturumlarında herkes gelip sunum yapıyor. Gelecek Impact oturumunda gidip ülkemiz adına İTS sunumu yapacağız. O zaman İTS için "İşte Impact'ın tercihi!" de denilmeyecek. Bu arada sahteciler matbaada ilaç yapmaya tabii ki devam ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de, sanki birileri böyle bir sistem tasarlamış ve Türkiye'ye dayatmış, başka ülkeler bunu reddetmiş gibi sunulmuyor mu, insan bunları nasıl söylüyorlar diye şaşıyor. Ülkemizdeki sistemi Bakanlık organize etti. Bunu yaparken ilaç sektörü de vardı, TEB de vardı, SGK da. Bunları web sayfamızda tarihçe kısmında anlatıyoruz. Malum web sayfalarının yazarları yerine TEB'i muhatap almak doğru değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan sağlığını etkileyen büyük hataların ortaya çıkmasına sahtecilik büyük oranda davetiye çıkarıyor, farkında olalım lutfen. İTS biliyorsunuz hasta güvenliğini öne alan bir sistemdir. Böylesine büyük bir sistem, sadece eczacıyı izlemek için kurulamaz. Sistem ile, sahtecilikten insanları koruyalım, ilacın güvenliği bozulmasın ve insanların yanlış ilaç kullanımı sonucu zarar görmemesi istenmektedir. Kim bunları istemez? En çok eczacılar ilaç güvenliğini önemserler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdiye kadar SGK'ya bütün verilerini veren hatta ilaç bilgilerinin tamamını SGK'ya vermeyi öneren bazı kimseler, İTS'ye veri vermeyi reddediyorlar, IMS'in topladığı verilerin de başka ülkelere de gittiğini pekala biliyorlar. Acaba bunlara neden itiraz etmiyorlar? İTS'nin başka ülkelere veya "emperyalist güçlere" veri sağlayacağını nerden çıkarıyorlar? Böyle birşey iddia etme hakkını nerden buluyorlar kendilerinde?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstelik bilgiyi SGK'ya vererek tam teslimiyeti kabul etmek olmuyor,  eczacılığın sahibi Sağlık Bakanlığı'na veri göndermek zül addediliyor. Ama eczacıların 2008 ortalarına kadar yükselen çığlıkları da unutulmuş gözüküyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En kötü sistem bile sistemsizlikten iyidir. İTS'nin dünyanın dokuzuncu harikası olduğunu kimse iddia etmiyor. Eczacıların tavrına, depocuların tavrına Bakanlığın sert müdahale ettiğini de kimse söyleyemez. Ama bu sistemi çalıştırmak, sonra da en güzel sistem olması için birlikte çalışmak lazım. Bu işte herkes olmalı, ama herkes...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sistem çalışmaları içinde herkesin önerisi sabırla inceleniyor ve kesinlikle cevap veriliyor. Önerilerin birçoğunun sistem dokümanlarına geçtiğini de görürsünüz. Sistemin baştan sona kurgusu budur, başkasının empoze ettiği falan yoktur, hatta bu tür teklifler bile incelenip, birçoğu güvenlik açığı oluşturduğu gerekçesi ile ortak oturumlarda incelenmiş ve birlikte reddedilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sistem eczacıyı birçok yükten de kurtaracaktır. Örneğin, "envanter barışı" adıyla Maliye ile yapılacak bir protokolün yıl sonuna yakın bir zamanda imzalanmasına çalışılıyor. Maliye'ye kârınızın kaç olduğunu izah için İTS verilerinizi sunabilecek ve olmayan kârınızın fazladan vergisini ödemeyeceksiniz. "Takas" mevzuatımıza girmiştir, bundan sonra eczacı başka bir eczacıya ilaç verebilecek. Yani hastanın ilaca erişimini sağlamada önemli bir adım mevzuata girmiş oluyor.  Sattığınız ilaç sahte çıkar da hastanız ölürse sorumluluk sizde kalmayacak, iyi değil mi? Şimdiye kadar böyle davaların olmaması, ileride olmayacağı anlamına gelmiyor. Bu arada avukatlar da çalışıyor, belki de biliyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Perakende satış fişi vermeden ilaç satmayı da bırakacaksınız, yaptığınız işe dikkat edeceksiniz. Bana bile sürekli kullandığım ilacı eski yüksek fiyatıyla satmaya kalkan sonra da fiş vermeyen eczacılar denk geliyor nasıl oluyorsa. Hem de her ay. Geçen Kayseri'ye gitmiştim orda da aynısı oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasta güvenliğini iyileştirmeyi kendisine prensip edinen, eczacılığını yapmak isteyen herkes bu sisteme destek vermeli ve bahaneler üretmemeli. Bu sistemin bu tür bahaneler sebebiyle 1 gün gecikmesi sebebiyle 1 kişi hayatını kaybederse sorumlusu kim olacaktır? Ahiret gününe inanan insanlar orada yapılan işlerin tümünün hesabının verileceğine de inanırlar. İnanmayanların bu dünyayı düzeltmek için zaten sebepleri yok, onlara ne diyebiliriz ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilelim ki sahte ilaç eczacının kendisini ve yakınlarını da bir gün yakar. İhtiyacınız olan ilacı alır, içinden etkin madde çıkmaz ve siz bundan zarar görürseniz artık geçmiş olsun, değil mi? İster misiniz böyle bir şeyi? O halde başkaları için de istemeyin. "Satıyoruz gidiyor, bize ne!" demeyin. "Bize şimdiye kadar vurmadı bu piyango" demeyin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-2903863071172433886?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/2903863071172433886/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=2903863071172433886&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/2903863071172433886'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/2903863071172433886'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2009/07/gs1-barkodlar-ve-its.html' title='GS1, Barkodlar ve İTS?'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-8557645251659951742</id><published>2009-06-27T11:42:00.004+03:00</published><updated>2009-06-28T14:56:02.335+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rüzgar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güneş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='YEK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Enerji'/><title type='text'>Yenilenebilir Enerji Kaynakları</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_60f0BQtaQXM/SkXcKPeYdVI/AAAAAAAAAEA/U5T5tPez-80/s1600-h/almanya_ruzgar_tarlasi_FF-Ber+aras%C4%B1.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 240px; FLOAT: right; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5351925800710468946" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_60f0BQtaQXM/SkXcKPeYdVI/AAAAAAAAAEA/U5T5tPez-80/s320/almanya_ruzgar_tarlasi_FF-Ber+aras%C4%B1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yenilenebilir enerji kaynakları kullanmak dururken biz niye "yenilebilir" kaynakları enerji için kullanıyoruz acaba? Birileri rüzgarı öyle kullanmış ki, hayret etmemek elde değil. 2009 yılı Nisan ayı sonunda Frankfurt'tan Berlin'e giderken hızlı trenden çektiğim bir fotoğrafı paylaşmak istedim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Resme iyi bakılırsa çizgi halinde belli belirsiz şekilde görülen şeylerin birer rüzgar türbini olduğu anlaşılabilir. Bu fotoğragta yüzden fazla görünüyor. Ve bundan daha sık rüzgar türbini olan adeta bir ormanı andıran yerler de mevcuttu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Fotoğraf kötü, eleştirmeniz normal. Çünkü cep telefonu ile 3.0 mp olarak çekildi ama tren o anda 250 km/saat süratle gidiyordu. Ancak bu kadr geldi elimizden, özür dileriz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kabul ediyorum, orası okyanus kenarıdır. Bizim rüzgar alanlarımız bu kadar yoğun olmayabilir. O halde ülkede rüzgar türbini yapmak isteyenlere nden engeller çıkarılıyor? Çıkarın artık bunun kanununu, yenileyin alt yapısını ki insanlar en azından kendi elektriklerini üretsinler. Devlet de yapılan her yatırımın ürettiği enerjiyi almak gibi bir yükümlülüğe girmesin. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bilelim ki, pahalı enerji bizi dışa bağımlı hale getirir. Vatandaşımızın kendi enerjisini üretmesi üretimi ucuzlatır ve her yönden dışa bağımlılık azalır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ufku yenilenebilir yöneticiler ancak böyle kaynaklara itibar ederler, adları "devrimci" olur. Başkalarının yönlendirmeleri ile yönünü belirleyenler öylece oturur, bakarlar adları "Bakan" olur.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-8557645251659951742?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/8557645251659951742/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=8557645251659951742&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/8557645251659951742'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/8557645251659951742'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2009/06/yenilenebilir-enerji-kaynaklar.html' title='Yenilenebilir Enerji Kaynakları'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_60f0BQtaQXM/SkXcKPeYdVI/AAAAAAAAAEA/U5T5tPez-80/s72-c/almanya_ruzgar_tarlasi_FF-Ber+aras%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-2803802526149045056</id><published>2009-06-27T11:16:00.008+03:00</published><updated>2009-09-05T16:21:20.450+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seçim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='metro'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Belediye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ankara'/><title type='text'>Beldenin emini değişti mi?</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;Belediye seçimleri yenilendi. Birçok yerde yeni simalar geldi ve sistemi kendilerine özgü bir şekilde yeniden kurgulamaktalar eminim. Bu boşluk işte bu yapılanma zamanından kaynaklanıyor olabilir denilerek hoş görülebilir. Az zaman sonra hizmetler başlar, eskisi gibi olur diye beklenilebilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;Ancak başkanı değişmeyen yerlerde sistemin eskiden olduğu gibi devam edeceği düşünülebilir. Bu sebeple yönetimin değişmediği yerlerde bir fetret oluşması beklenilmez ve hizmetlerin sunumunda bir boşluk olmaması için de çalışmalar devam eder.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;Ankara'da bir fetret oluşmadı, hizmetler eskiden olduğu gibi devam ediyor çünkü hizmet olarak görülecek şeyler zaten alt seviyede yürüyor. Festival düzenleme, park yapma, çiçekleme çalışmaları eskisi gibi hızla devam ediyor. Yollarda eskisi gibi çizgi yok, çukurlar hala adam gizlenir türden ve eskiden olduğu gibi. Kamyon çarpmış yaya üst geçitleri olduğu gibi duruyor ve geçişe kapalı. Tam da orada karşıdan karşıya geçerken ölenler yine var mı, bilmiyoruz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;Metro adı verilip de bitirilemeyen bir anıt aynı şekilde duruyor. Giderek böylece eskiyip tarihi eser olacak anlaşılan. Eski püskü belediye otobüsleri ortalığı dumana boğarak, gürültü saçarak gidiyor, içinde oturanlara Allah sabır versin. Yeni alınmış otobüsler de her köşede bozulmuş halde görülebiliyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;Metrosu bitirilmemiş semtlerden belediye otobüslerinin kaldırılıp yerine konulan dolmuş bozması halk! otobüslerinin yollardaki rodeosu da yine eskisi gibi devam ediyor. Yollar sıcaklarda kanalizasyon kokmaya devam ediyor, yağmur yağınca da sel olmaya. Kimse yağmur suyu tahliye şebekesi kurmayı aklından geçirmiyor yine eskisi gibi...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: separate; color: rgb(0, 0, 0); font-family: georgia; font-size: 16px; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: 2; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: 2; word-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;Yine çöp bidonları ile çöp toplanıyor, çöp bidonları ve konteynerları da kötü kokmaya devam ediyor. Çöplerin yanından geçmek bile mümkün değil. Tek fayda, çingenelerin çöp karıştırmakla geçim sağlıyor olması... Kaynakta ayrıştırma yöntemi ise hak getire...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;Yine yeni rejenerasyon alanları oluşturuluyor verimli buğday tarlalarının üstüne. Planlama yapılıyor yine ama hiç bir yolun alternatifi düşünülmemeye devam ediyor, aynen eskisi gibi. Yine oralara buralara molozlar dökülüyor, kötü görüntüler oluşturulmaya devam ediyor, tahmin ettiğiniz gibi. Şehrin ortasında yıkılan sanayi dükkanlarının mezbeleliği devam ediyor, tinercilerin ve diğerlerinin sevdiği alanlar olarak. Rejenerasyon bu olsa gerek, dejenere ederek rejenere ediyoruz hala...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;Tek eksik var: geçen sene seçim kazanma yarışı içinde köstebek yuvasına döndürülüp olur olmaz yerlere alt geçit yapma çalışmaları bu yıl hiç yok. Bütün alt geçit yapılabilecek hatta yapılamayacak yerlere geçen yıl gereken kondular yapılmıştı anlaşılan. bundan sonra siz sağ, ben selamet. Gelecek sefere de beni aday yapmazlar zaten, bitti. Bir daha ne Davos'a gelirim ne de Şam'ın şekeri...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;Anlayacağınız burada haberler böyle, değişen birşey yok. Sizler nasılsınız, haberlerde değişme var mı, yok mu? Yeni gelen emin mi, vay canına! Hem de şerif mi? Ooh ne ala! Darısı bizim de başımıza...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-2803802526149045056?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/2803802526149045056/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=2803802526149045056&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/2803802526149045056'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/2803802526149045056'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2009/06/beldenin-serifi-yok-mu.html' title='Beldenin emini değişti mi?'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-1176803395786784690</id><published>2009-03-12T09:42:00.001+02:00</published><updated>2009-03-12T09:44:00.752+02:00</updated><title type='text'>Ermeni meseleleri hakkında arşiv belgeleri</title><content type='html'>Türkiye Cumhuriyeti Devlet Arşivleri'nde Ermeniler hakkındaki belgeler:&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/kitap.asp?kitap=991&amp;amp;belge=991%20"&gt;http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/kitap.asp?kitap=991&amp;amp;belge=991%20&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İrfan farkettirir, demişler.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-1176803395786784690?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/1176803395786784690/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=1176803395786784690&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/1176803395786784690'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/1176803395786784690'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2009/03/ermeni-meseleleri-hakknda-arsiv.html' title='Ermeni meseleleri hakkında arşiv belgeleri'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-2927892744586425554</id><published>2009-03-10T22:27:00.003+02:00</published><updated>2009-03-10T22:36:47.296+02:00</updated><title type='text'>Hamza Robertson, Your beauty ve sözleri</title><content type='html'>Adı Hamza Robertson imiş, daha önce duymamıştım. Magazine hatta dünyaya kapalı bir hayatımız olduğu için geç duymamı makul ve mazur görünüz.&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: collapse; color: rgb(0, 0, 0); font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: 2; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: 2; word-spacing: 0px;font-family:arial;font-size:85%;"  &gt;&lt;a href="http://fizy.org/yL9TlvU6a0aW" target="_blank" style="color: rgb(0, 0, 204);"&gt;http://fizy.org/yL9TlvU6a0aW&lt;/a&gt; &lt;/span&gt;linkindeki video ile birlikte etkileyici sesi dinlerseniz bana hak vereceksiniz. Aşağıya bu ingilizce parçanın sözlerini aldım, belki işinize yarar. Aradaki vokali de Sami Yusuf yapıyor.  "Şoförü Papa olan kişinin" fıkrası gibi birşey bu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Brighter than the sun,&lt;br /&gt;Fairer than the moon,&lt;br /&gt;Your beauty is so dazzling.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bigger than the sea,&lt;br /&gt;Higher than the clouds,&lt;br /&gt;Your soul is so enlightening.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;What I'd give to see your face,&lt;br /&gt;Beaming with so much grace.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;We're likely from those,&lt;br /&gt;You welcome with a smile,&lt;br /&gt;As you call your nation "come to my side"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Or will see you frown and then turn away,&lt;br /&gt;I did let you down I forgot this day.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Your smile is so bright,&lt;br /&gt;It lits up the dark nights,&lt;br /&gt;From mercy and lights,&lt;br /&gt;You're my waiting heart.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I know that I'm weak,&lt;br /&gt;Of my since I can't speak.&lt;br /&gt;Your mercy I seek,&lt;br /&gt;Though I'm not weedy."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-2927892744586425554?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/2927892744586425554/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=2927892744586425554&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/2927892744586425554'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/2927892744586425554'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2009/03/hamza-robertson-your-beauty-ve-sozleri.html' title='Hamza Robertson, Your beauty ve sözleri'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-9170443466186514143</id><published>2009-02-24T21:29:00.011+02:00</published><updated>2009-03-25T14:27:06.745+02:00</updated><title type='text'>Adayların ihtirasları ile, üst geçitlerde yada üst geçitsiz ölmek...</title><content type='html'>Ankara'da Yenimahalle ilçesi içinde bir yerde, İstanbul yolu üzerinde, Tarım kampüsü civarında bir yaya geçidi var. 2 yıl kadar önce bu yaya geçidine bir kamyon çarpmış ve yarım hasarlı vaziyette duruyor. Önce kapatılmıştı, sonra insanlar karşıya başka geçiş yeri olmadığı içinbu engelleri kaldırıp, kenarlarında trabzan dahi olmayan bu yaya geçidinden tekrar geçmeye başladılar. Can korkusu ile yukarı çıkan insanların yaya geçidinden karşıya sağlam geçmeleri de tamamen şanslarına bağlı. Bu yol halen Büyükşehir denetiminde bir yerdir, 2 yıl önce olduğu gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz daha gidiyoruz, Ergazi köyünden sonra Ayaş yoluna dönmeden önce Gersan Sanayi Sitesi ile Beko'nun deposu arasında bir yaya üst geçidi var. Aslında iki tane yaya geçidi var ama birisi yarım inşaat halinde kalmış bekliyor. Bir zamanlar yolu aceleyle yapmaya çalışan Belediye, yaya geçitleri koymayı unuttuğu için insanlar bu yeni yapılmış yolda hız yapan magandaların araçları altında kalıp ölmeye başlayınca, buralara yaya üst geçidi yapılması gündeme gelmişti. Bilmem kaçıncı ölüm vakasından sonra gündeme gelebilen bu geçitleri yapan firma muhtemelen ihaleyi karambolden almıştı ki Belediye ağalarının hışmına uğradı. Geçitleri dar yapmış denildiği dillerde dolaştı, sonra da firmanın battığı söylendi. Bu geçitler öylece duruyor işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçitlerin yapımı durdu ama insanların ölmesi durmadı. O noktada 500'den fazla insanın öldüğü söyleniyor. Orada ölenlerin sorumlusu hatta katili bu adam değilse, kimdir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konu hakkında şu link inceleyiniz: &lt;a href="http://ankara.spo.org.tr/index.php?option=com_content&amp;amp;view=article&amp;amp;id=327:stanbul-yolunda-kan-kurumuyor&amp;amp;catid=21:ube-haberleri&amp;amp;Itemid=64"&gt;http://ankara.spo.org.tr/index.php?option=com_content&amp;amp;view=article&amp;amp;id=327:stanbul-yolunda-kan-kurumuyor&amp;amp;catid=21:ube-haberleri&amp;amp;Itemid=64&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün bu katil Gökçek yine de aday. AKP'nin aklına şaşarım ki bu yılışık şeyi tekrar aday yaptı. Yollardaki geçitlerde veya geçitsizliklerde yok yere ölenleri unuttu, kamyon çarpmış üst geçitlerden hala insanları can pazarı vaziyetinde geçirmeye devam ederken utanmamış, bir defalık daha aday olmuş. Tükürürüm yüzüne ben bu yüzsüzlerin. Öyle Hz.Ömer'in adaletinden bahsetmek kolay ama Hz. Ömer gelse ilk seni biçerdi ortadan ikiye, adaletiyle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi reklam yapıyor: "Bilen için çok kolay!" Evet, öldürmeyi "iyi" bilenler için bu iş de tabii ki çok kolay. Tekrar oy verin, ocağınıza incir dikelim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdoğan da bu işte bir hata etti, biliyoruz. Bunu uzaklaştırmanın yolunu bulamadı veya bu yılışık şey, satın aldı o partideki karar organındakileri. Bunların hangisi doğru ise hepsi vahim. Ve sanki Ankara'da oturanlar Kara-yalçın'a karşı bunu seçmek sorunda bırakıldılar ya işte en vahimi de budur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-9170443466186514143?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/9170443466186514143/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=9170443466186514143&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/9170443466186514143'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/9170443466186514143'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2009/02/hizmetin-anlam-ve-oy-istemek.html' title='Adayların ihtirasları ile, üst geçitlerde yada üst geçitsiz ölmek...'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-8917615349720297627</id><published>2009-02-18T15:07:00.005+02:00</published><updated>2009-03-25T14:32:37.422+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eczacı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='&quot;İlaç Takip Sistemi&quot;'/><title type='text'>GS1, İTS ve Rant</title><content type='html'>Bir forumda çok ilginç ifadeler okudum. İnsanlar bilgi sahibi olmadan nasıl da fikir sahibi oluveriyorlar. Adı önemli değil bir forum yazarı derki, "GS1 bir ingiliz şirketidir." Aman Allahım! Bu kişi bu fikre nasıl ulaştı bilemiyorum ama kendisi zoru başarmış, yoksa bu iş çok kolay gözükmüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada GS1 hakkında kısa bir bilgi vermek uygun gözüküyor: GS1, Amerikan UCC, Avrupa EAN ve Japon JAN adlı kuruluşların bir araya gelerek otomatik tanımlamadan başlayarak bir çok alanda "dünyada tek standart" çıkarmak için oluşturdukları bir kurumdur. Kısaca eskiden beri ülkemizde barkodu veren kurum olarak bilinen EAN'ın yeni şeklidir. GS1; "Global Standards One" demektir ve "Dünyada Tek Standart" anlamına gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GS1 bir şirket değil bir organizasyondur. GS1 üyeleri, sivil toplum kuruluşları, şirketler ve kamu otoritelerinden oluşmaktadır. &lt;a href="http://www.gs1.org/"&gt;http://www.gs1.org/&lt;/a&gt; sitesinden bakılırsa üyeler görülebilir. Türkçe sitesi: &lt;a href="http://gs1.tobb.org.tr/"&gt;http://gs1.tobb.org.tr/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GS1'in "İngiliz" olduğunu da ifade etmek tamamen yanlış çünkü GS1 oturumlarına her ülkeden katılım vardır ve GS1 merkezi Brüksel'dedir. GS1'de çeşitli çalışma grupları vardır ve bunlar belirlenen aralıklarla toplantılar yaparlar ve hatta telekonferans ile çalışma yaparlar. İlgili çalışma grubuna üye olanlara o konudaki tüm bilgiler sürekli gelir hatta bu gelen bilgilerin çokluğundan dolayı zor duruma düşersiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde GS1, TOBB yani Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği bünyesinde çalışmaktadır. TOBB'un atadığı görevliler GS1 toplantılarında ülkemizi temsil etmektedirler. Demekki ülkemizde de GS1 varmış ve GS1 Türkiye olarak TOBB bu organizasyonun bir partneridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rant konusuna gelince, "GS1 bir şirket olup İTS'nin rantını yiyecek" şeklinde bir ifadeyi duyunca mecburen güldük. Çünkü İTS haksız yere ortaya çıkan ranta engel olmak için kurulmaktadır. İTS bilgilerinin GS1 yada herhangi başka bir kuruluşla hiç bir alakası yoktur ve olmayacaktır. Bu konuda birçok girişimcinin gelip İTS Grubunu meşgul ettiğini kimse bilmiyor. "Outsource" bütün dünyada harika bir iş olarak görülmesine karşın, yazılımları az sayıda memur mühendisle yazmak için ne çabalar sarfedildiğini de bilmiyor ve ne yazık ki böyle talihsiz şeyler yazıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak; Eczacıyı korumak için görev yapacaktır. 2008 yılı ortalarına kadar binden fazla eczacının ekranı kararmışken birileri "devletin, hükümetin ne yaptığını, kendilerini kurtarmaları gerektiğini" söylemiyor muydu? İşte eczacıyı birilerinin iki dudağı arasında kalmaktan kurtaran bir sistem ortaya çıktı. Beğenmiyorsanız alternatifini söyleyin. Alternatifiniz yoksa lutfen susun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şunu herkes bilsin ki, herşeye rağmen hiç kimse eczacılara "ne haliniz varsa görün" diyemez. Çünkü birşeyden anlamadığı halde böyle konuşan 3-5 eczacının yanında yanan yirmi binden fazla eczacının hakkının da savunulması gerektiğini herkes artık biliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakkımda eczacı odalarının bazı forumlarında yazılar yazılmaktadır. Bu forumlarda bana da kullanıcı açılırsa memnuniyetle kabul eder, konu hakkında bilgi verir, bilgi alır, doğrunun ortaya çıkması için çalışır, sabırla bütün sorulara cevap veririm, kimsenin şüphesi olmasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsaflı olmak tehlikeleri görmezden gelerek kayıtsız şartsız birşeyler söylememeyi gerektiriyor. Bahsi geçen forumlarda insaflı yorumlar da var. İlaca erişimde sıkıntıların yaşanabileceği ve bu sebeple de yumuşak bir geçiş yapılması illa ki düşünülüyor ve bunun için 2 yıldır çok ciddi çalışmalar yapılıyor. Hastanın ilaca erişimini engelleyecek herşey Sağlık Bakanlığı'nca bilinmeli ve ona göre davranılmalıdır. Bu konuda önerileri olanların lutfen &lt;a href="mailto:its@iegm.gov.tr"&gt;its@iegm.gov.tr&lt;/a&gt; adresine yazmalarını önemle rica ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ek bilgiler:&lt;br /&gt;GTIN: "Global Trade Item Number" yani dünyaca geçerli birim numarası. Ürünleri tanımlamak için kullanılan bildiğiniz barkod numarası.&lt;br /&gt;GLN: "Global Location Number", dünyaca geçerli bir yer numarası.&lt;br /&gt;GEPIR: "Global Electronic Party Information Registry" barkodun sahibinin sorgulanabildiği bir sistemdir. Buradan ilaç firması kendi GLN koduna ulaşabildiği için biz de GEPIRsorgulaması yapılmasını önerdik.&lt;br /&gt;Karekod: İki boyutlu bir barkod türü. "Datamatrix" kelimesi yerine türkçe bir isim.&lt;br /&gt;İlaç Takip Sistemi: "İlaçları" takip ederek sahte ilacı ve sahteciliğin kaynağını ortaya çıkarmak için çalışacak sistemi ifade eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ismi her zaman birileri koyar. Karekod kelimesini ben buldum, İlaç Takip Sistemi'nin ismini Dr.Saim Kerman bey koydu. Çok iddialı olmamakla birlikte her ikisi de işlevsel duruyor. Başka isim teklifi olan var mıydı? İsmini koyduğum iddia edilen şeyler için suçlayıcı ifadeler kullanan arkadaşlara ise, ancak çalışmalarını önerebilirim, onların da isim koyacak birşeyleri olabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-8917615349720297627?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/8917615349720297627/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=8917615349720297627&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/8917615349720297627'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/8917615349720297627'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2009/02/gs1-its-ve-rant.html' title='GS1, İTS ve Rant'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-8128740447703198975</id><published>2009-02-13T11:30:00.002+02:00</published><updated>2009-02-13T11:34:59.051+02:00</updated><title type='text'>Dönek bunlar!</title><content type='html'>Bir telefon görüşmesi sonlandırılıyor, karşıdaki ses en son,&lt;br /&gt;-Efenim biz size dönelim, iyi günler diyip kapatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunların hepsi ne zaman dönek oldu böyle, hep dönüyorlar. Nasıl dönüyorlar anlamadım, Mevlevi olup sürekli mi dönüyorlar yoksa arkalarını mı dönüyorlar? Hasılı dönek bunlar, ancak bunu anladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niye dönüyorsunuz ki? Böyle kötü bir sıfatı kuşanmayı neden çok arzuluyorsunuz? Halbuki cevap vermeniz yeterli. Belli ki, araştırma yapmak için zaman istiyorsunuz. Bu durumda yapılması gereken ciklet çiğneyen şapşal sekreterler gibi "dönelim" demek yerine adam gibi, "efendim, araştırıp/bilgi alıp size cevap verelim/bilgi verelim" denilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer arapların "IBM"i gibi kaçıyorsanız zaten dönmeyeceksiniz demektir. O halde de yalan bari söylemeyin. Adam gibi "bunu bilmiyoruz, cevap veremeyiz" deyin ki, bilelim kumaşınızı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heyhat, memlekette adam kalmadı ki...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-8128740447703198975?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/8128740447703198975/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=8128740447703198975&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/8128740447703198975'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/8128740447703198975'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2009/02/donek-bunlar.html' title='Dönek bunlar!'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-5741905572453799350</id><published>2009-02-09T10:32:00.003+02:00</published><updated>2009-02-25T09:25:30.965+02:00</updated><title type='text'>Belediye ekabirleri</title><content type='html'>Bazı belediye başkanları, her yapılan iş ilan edilirken altına kendi adını yazdırıyor. Özellikle AKParti belediyelerinde görüyordum, sordum, Böyle yapılmasını da teşkilat söylüyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seçim zamanı yapılanları anlatmak için belki kabul edilebilir bunlar ama kitabede Belediye Başkanının adının bulunmasını doğrusu hazmedemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer bunları Başkan kendi cebinden yaptıysa bile altına adını yazması "kibir" olur.&lt;br /&gt;Millet kesesinden yapılan işin altına birinin adını yazması olsa olsa "at hırsızlığı" olur.&lt;br /&gt;İş yaptıysanız millet dua edecektir, merak etmeyin.&lt;br /&gt;Millet kesesinden bir iş yapıp, altına adınızı yazınca işin hem tadını kaçırıyorsunuz hem de ecrini. Millet namına iş yapacaksanız yapın, milletin malı ile kendinizi reklam etmek için çalışacaksanız, sadece menfaatiniz için gelecekseniz defolun gidin. İşi Allah rızası işin yaparsanız daha hayırlı olur. Ötekilerin yanlış bir şekilde "demokrasi" olarak anlatmaya çalıştığı ortak anlayışı kavrayamamış olan kişi Belediye Başkanı olursa ancak, kurtlar kuzulara şah olmuş olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varmı kendini bu yolda feda edecek adam gibi adam? Çıksın ortaya ve beldenin 'şerif'i olsun ki herkes ona hürmet göstersin. Belediye Başkanlığı adayında aranacak husus budur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-5741905572453799350?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/5741905572453799350/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=5741905572453799350&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/5741905572453799350'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/5741905572453799350'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2009/02/belediye-ekabirleri.html' title='Belediye ekabirleri'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-6965039257708998764</id><published>2009-01-20T14:04:00.006+02:00</published><updated>2009-02-19T15:27:15.815+02:00</updated><title type='text'>Karekodu anlamak</title><content type='html'>Karekod, türkçede 2 boyutlu barkod anlamına geliyor. Özel olarak Datamatrix tipindeki barkodlara karekod deniliyor. Bu barkodların dikdörtgen olanları da var ama genel isim olarak karekod yerleşmiş durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karekod, bir yazıcı ile basılabilir veya bir uygulama içinden ekranda gösterilebilir. Yazıcılar çok çeşitlidir. Lazer yazıcılar, termal/transfer etiket yazıcıları, inkjet yazıcılar, sanayi tipi inkjet markalama cihazları ve lazer markalama cihazları karekod yazmak için kullanılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlaçlarda başlayan ilk karekod uygulaması ile EAN13 barkodlarının yanında karekodların ek bazı bilgileri taşıması imkan dahiline girdi. Ancak ülkemizde 2009 başındayız ve hala yeterli altyapı yok. Karekod okuyucular çizgi barkodları okuyan okuyuculardan biraz farklılık gösteriyor. Bunların maliyetleri de henüz yüksek. Giderek daha ucuzlayacağını düşündüğümüz bu ürünlerin alternatifleri var. Bazı ürünlerin pazarlama yönünden pahalı kalması, bazılarının yeterli arzı yakalayamaması durumunda pahalı olması mümkün. Bir de webcamleri barkod okuyucu haline getiren yazılım var: Barcam. Bütün bunlar, bir arama motorundan "karekod okuyucu barcam" şeklinde aranması durumunda yeterli bilgi bulunacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karekod bize ne getiriyor? Tüm bilgisayar uygulamaları gibi önce biraz zorluk getirecektir. Sonra bu zorluklar kolaylığa dönecek ve en sonunda onsuz olamayacağız gibi geliyor. Bu işin latifesi belki ama artık bilgisayar ve sistemlere mecbur bir hale geldik. Karekod, ilaçlardaki uygulamasına bakarsak, barkoddan daha fazla bilgiyi otomatik tanınabilir bir hale getiriyor. Bu suretle ilacın son kullanım tarihi okutularak bulunuabilir hale geliyor. Tıpkı parti numarası veya ilacı benzersiz tarif eden sıra numarası gibi. Bu bilgiler bize ilk bakışta zorluk getirecek gibi görünse de uygulamalar karekoda uyum sağladıkça birçok problemin önleneceğini düşünebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasta Güvenliği, küçük parametreler kullanarak "önlenebilir" birçok hatanın engellenerek hastaların veya sağlam insanların sağlıklarına daha az zarar çıkarmak demektir. İlaçların karekod ile takibi hasta güvenliği için en önemli parametrelerden biri olacaktır. Çünkü hasta güvenliği açısından önlenebilir görülen hataların ülkemizde trafik kazalarından daha fazla can aldığını söyleyebiliriz. Bu konuda yapılan araştırmalar, ABD'de 2005 yılında 224,000 insanın önlenebilir hatalardan hayatını kaybettiğini ortaya çıkarmıştır. Bu hataların %20'ni ise sadece ilaç hataları oluşturmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde de buna benzer araştırmalar belki yapılıyor ama henüz bir sonuç ortaya çıkmış değildir. Ülkemizdeki hataların oranının diğer ülkelerden yüksek yada düşük olduğunu da henüz bilemiyoruz ama dileğimiz düşük olmasıdır. Ne kadar düşük olsun dersek diyelim, birisi bize "günde 100 kişi civarında önlenebilir hatalardan ölmektedir" derse tahminlerinde gerçeğe yakınlık görünecektir. %20 oranını yine uygularsak bu, "ilaç hatalarından günde 20 kişi ölüyor" demek olur. Allah korusun çok büyük bir miktar bu. İlaçlarda karekod uygulaması günde bu yirmi kişiden birini kurtarmak için fayda sağlarsa bile çok faydalı olmuştur denebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karekodun ilaçta kullanımı dışında diğer sektörlerde de ileride büyük faydalar sağlayacağını düşünüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi teknolojik eğilime sahip okuyucular RFID konusunda da bazı sorular sorarlar. Neden ilaçlarda RFID uygulanmıyor? Çünkü RFID ile her kutu ilacı izlemek mümkün görülmemiştir. Ama ancak kolilerini izlemek mümkün olabilir. 2009 başındayız ve RFID'nin bu iş için epey ilerlemesi gerekiyor diye düşünüyoruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-6965039257708998764?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/6965039257708998764/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=6965039257708998764&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/6965039257708998764'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/6965039257708998764'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2009/01/karekodu-anlamak.html' title='Karekodu anlamak'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-3086541092283603062</id><published>2008-12-17T09:35:00.003+02:00</published><updated>2009-02-25T11:38:01.832+02:00</updated><title type='text'>Kutsal kitabımızı anlama platformu</title><content type='html'>İslam, Hz.Adem'den bu yana Allah'a itaatin adıdır. Tevrat ve İncil de artık birilerinin sohbetlerinden, mektuplarından oluşan sıradan metinler haline getirilmiş, doğrudan inmiş hak kelamı olmaktan çok uzak olduğuna göre, Kutsal kitap artık sadece Kur'andır. Tevrat ve İncil'in içinde Allah'tan inmiş bazı cümleler olabilir, bunları artık bilemiyoruz. Hz. Musa(Moses) da Hz. İsa(Jesus) da Allah'ın birer peygamberi ve İslam dininin o zamanki temsilcileri olduklarına göre, müslümanların bütün peygamberlere saygısı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunları bize Kur'an söylüyor. O halde, Kur'an'ı okuyarak hayatımızı hukuk, ticaret, üretim, iletişim, devlet yönetimi, aile yönetimi, çocuk eğitimi ve aklımıza gelen bütün alanlarda düzenleyen birçok hükme kulak verelim. Kur'an'ı okumadan anlamak mümkün değildir. Okuyup anlamayanlarımız da elbette vardır. Kur'an'ı anlamak için bir hareket başlatılmış, adına da "Kur'an'ın Anlamında Buluşma Platformu" denilmiş. Bu gayreti takdir ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Platforma ait bir web sitesi hazırlanmış, ziyaret etmenizi rica ediyorum. &lt;a href="http://www.kuranimiz.net/"&gt;http://www.kuranimiz.net/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birilerinin insanları, insanlara kul etmek maksadıyla misyonerlik yaparak insanları yanlışa çağırdığı bazı sitelere gitmek yerine, Allah'a doğrudan ulaşmanın yolunu deneyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz.İsa, Allah'ın kulu ve rasülüdür. Allah oğul edinmekten münezzehtir. Allah'ın oğlu olduğunu iddia etmek fasıklıktır. Allah'tan gayrısının yaratıcı olabileceğini ifade etmek şirktir. Bugün misyonerler insanları dinin aslından saptırmak için uğraşıyorlar, insanları şirke düşürmek için üste para veriyorlar, sakın bunlara kanmayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahudiler ise artık Hz.Musa ile alakasını kesmiştir. Onlar da dünyanın finans sektörünü idare ederek insanları kendilerine kul etmeye çalışıyorlar. Biraz muharref tevrat'ı okursanız bunları görmemek elde değildir. Biraz etrafınıza bakın, tekelciliğe soyunan kaç grup varsa arkasında Yahudi sermayesi vardır. Hızlı büyüyen gruplara bakın, kesin uluslararası sermaye ile karşılaşırsınız. Hani kıyamette "her taşın arkasından çıkacak" denilen durum aslında halen olmuş durumda. 2008 kasımında çıkan global kriz de bunların çıkardığı ve insanları daha çok bu sermayeye mahkum eden bir krizdir. Buna mortgage kredilerini bahane ettiler. Aslında mortgage'i icat eden de kendileri sonra emlakın değerini yükselten de. Sonra ödenmeyen kredileri kurtarmak için bankaları kurtaran da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanın ancak kardeşi müslümandır. Birisi gerçek hakikatı bilmek isterse ona kardeşçe muamele ederiz. Sonra İslam dinini kabul ederse hemen onu kardeş olarak bağrımıza basarız. Kurban organizasyonlarında bütün dünya gördü bunu. Hacca gidenler kardeşliğin nasıl ortaya konulduğunu gördü. Zekat iktisadi olarak kardeşliği nasıl tesis ediyor, müslümanlar iyi bilir. İslam'ın başkasını ezmeye yönelik bir hükmünün olmadığını aksine kul hakkının başka din mensuplarına karşı da azami korunmasını emrettiği iyi biliniyor. Buna rağmen, insanların neden müslüman olmasının engellendiğine akıl erdiremiyorum, şeytanın işi olsa gerek bu. Ve biz müslümanlar ne kadar cahiliz ki, kendi dinimize olması gerekenin çok altında rağbet ediyor, namazlarımızı ihmal ediyor, zekatı unutuyor, ibadetleri hiçe sayıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah bizi affetsin, bize akıl versin. Yarınımızı bugünden iyi etsin, müslümanların başındaki bütün kötülükleri iyiliklere çevirsin. Amin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-3086541092283603062?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/3086541092283603062/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=3086541092283603062&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/3086541092283603062'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/3086541092283603062'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2008/12/kutsal-kitabmz-anlama-platformu.html' title='Kutsal kitabımızı anlama platformu'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-4515895079765717986</id><published>2008-06-04T15:53:00.004+03:00</published><updated>2008-06-08T11:50:25.396+03:00</updated><title type='text'>Hüzzam Nefes: Kurret-ül ayni Habib-i Kibriyasın ya Hüseyn</title><content type='html'>Çok sevdiğim bir eser. Sevgili hocamız Zekai Kaplan'dan ilk olarak dinlediğim bu eseri yıllar varki, unutamadım. Güfte ve beste sahiplerinin yanında, ağabeyim merhum Hüseyin Büyükkeleş'in de ruhuna birer fatiha talebi ile sözlerini sunuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüzzam nefes.&lt;br /&gt;Güfte: G. Kahyazade Arif Efendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurrat-ül ayn-i Habib-i Kibriya'sın ya Hüseyn&lt;br /&gt;Nur-i çeşm-i Şah-ı merdan Mürteza'sın ya Hüseyn&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen ciğerpare-i Zehra Fatıma Hayrünnisa&lt;br /&gt;Ehl-i Beyt-i Mücteba Al-i Aba'sin ya Hüseyn&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana gülle dokunan ümid eder mi mağfiret&lt;br /&gt;Gonca-i gülşenseray-i Mustafa'sın ya Hüseyn&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ehl-i mahşer dest-i Hayder'den içerken kevseri&lt;br /&gt;Sen susuzlukla şehid-i Kerbela'sın ya Hüseyn&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kil şefaat Arif'e ceddim Muhammed aşkına&lt;br /&gt;Arsa-i mahşerde makbul-ür-recasın ya Hüseyn&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-4515895079765717986?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/4515895079765717986/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=4515895079765717986&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/4515895079765717986'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/4515895079765717986'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2008/06/hzzam-nefes-kurret-l-ayni-habib-i.html' title='Hüzzam Nefes: Kurret-ül ayni Habib-i Kibriyasın ya Hüseyn'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-6398137678618793972</id><published>2008-05-26T17:21:00.008+03:00</published><updated>2008-12-23T13:22:57.301+02:00</updated><title type='text'>Ankara'ya yakışacak yeni bir Başkan istiyoruz.</title><content type='html'>Melih Gökçek yeniden seçilmesinin Ankara için bir nimet olacağını düşünüyor. 2007 temmuz ayında seçim konuşmalarında da bunu ifade etti. Aman arkadaş sen bulunmaz Bursa kumaşı değilsin ya, neden böyle bir kanaate vardın ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzünün güleçliği her işi çözmeye yetmiyor biliyorsun. Sen gülerken artık biz aramızda; "bu hin herif ne numara çeviriyor gene?" demekten kendimizi alamıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kere Metro'yu kendi saplantılarınla yönetmeye kalkıp kaç yıl gerilettin? Bir hattı bitirmeden üstüne iki hat daha açtın, Keçiören'i rezil ettin. Doğalgaz paralarının üstüne yattın, sonra satıştan alınan para ile Metro'yu finanse edeceğini söyledin ya, bunu da unuttun. Hoş yapsan da o trene ancak bakacaksın artık uzaktan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yollara bir çizgiyi çok görüyorsun ya sana ancak pes denir birader.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara caddelerinde TIR'lar dolaşıyor, sen de bakıyorsun sanırım bir köşeden bu duruma. Her sabah-akşam bu TIR'lar başkaları gibi senin elemanlarının da canlarına kastediyor. Sana da kastederler ve başarılı olurlar da sen de iyi anlarsın bu durumu. Bu konuda yetkinin Ukome'de olduğunu biliyoruz, kendini artık savunamazsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çankaya Belediyesi ile kavga yapmayı çok iyi beceriyorsun, aferin. Çankaya ülkenin dışından bir yer değil ki. Oradaki en kötü insan bile olsa uzlaşmayı denesen olmazdı sanki. Kavganız Çankaya'da oturanlara eziyet oluyor, eminim. Kavga edip gelecek sefer oraya oğlunu mu oturtacaksın? Gülerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su rezaletini unuttuğumuzu da sanma. Sonra o koca sulama TIR'larını alnımıza dayadığını görmüyor değiliz. Bunlar da insanların canlarını tehdit ediyor. Yolda yürümeyi bilmeyen adamlara şehir içinde TIR kullandırıyorsun. Üstelik, bunca vizyon numarana rağmen sen hala yol ortalarındaki refüjlere çim ekmeye devam ediyorsun. Madem su yok, çim ekmeyi bırakıp damlama sulama falan yapsana? Başka belediyelerde böyle örnekler de var. Hemde sulama için enerji harcamıyor, güneş enerjisi kullanıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl, sayılacak çok şey var ama gerek de yok. Artık yeter, yerine bir başkası gelsin. Sen de artık o hayalini kurduğun sahil kasabasına gider Başkan olursun. Zeytindağı olabilir mesela.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerine de şöyle adam gibi biri gelsin. Birileri Bakanlığı bile bırakıp gelir gibime geliyor sana karşı. Samimi olarak ifade edeyim ki, artık seçilebileceğini kimse düşünmüyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-6398137678618793972?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/6398137678618793972/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=6398137678618793972&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/6398137678618793972'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/6398137678618793972'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2008/05/ankaraya-yakacak-yeni-bir-bakan.html' title='Ankara&apos;ya yakışacak yeni bir Başkan istiyoruz.'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-607288106695289403</id><published>2008-05-09T14:37:00.007+03:00</published><updated>2008-06-05T22:19:51.199+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='&quot;Sağlık Bakanlığı&quot;'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sağlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NICE'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HTA'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilaç'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='&quot;Recep Akdağ&quot;'/><title type='text'>NICE Burada</title><content type='html'>NICE Başkanı Andrew Dillon ve ikinci bir konuk olarak Dr.Kalipso Chalidou 8-9 Mayıs 2008 günlerinde Ankara'daydılar. Sayın Bakanımız Prof.Dr.Recep Akdağ kendilerini kabul etti ve ziyaretlerinden memnun olduğunu bildirdi. Ve, Türkiye'de bir HTA biriminin müjdesini verdi.&lt;br /&gt;Ertesi gün 200 kadar katılımcıya Andrew hitabetti. Bu görüşmelerin tamamını organize eden ve ülkemize HTA düşüncesini kazandıran Dr. Rabia Kahveci'yi tebrik ediyor, millet adına kendisine teşekkür etmek istiyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-607288106695289403?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/607288106695289403/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=607288106695289403&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/607288106695289403'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/607288106695289403'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2008/05/nice-burada.html' title='NICE Burada'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-8728301287479514782</id><published>2008-04-05T12:03:00.007+03:00</published><updated>2008-05-26T17:19:03.937+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='silaj paketleme anaerobik mısır hayvancılık yem'/><title type='text'>Paketli Silaj Makinası yada Anaerobik ürün paketleme makinası</title><content type='html'>Fetih Makina adı ile faaliyet gösteren kuzenlerim Mustafa ve Fatih Candan, faydalı bir çalışmaya imza atmış bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Silaj adı verilen hayvan yemlerinin anaerobik ortamda olgunlaşması için 100-200 tonluk havuzların yapıldığını, msır ve diğer maddelerin kat kat serilerek traktörle ezilip, aralarında hava kalmayıncaya kadar bastırıldığını biliyorduk. Bunun daha küçük ebatlarda yapılabileceğini düşünmüş bu arkadaşlar ve daha önce yaptıkları ambalaj makinalarından çözümler üreterek bunu da üretmişler. Tıpkı Osmanlı'nın topu icat edip yabancıların bunu tüfek şeklinde inove etmelerinden yüzyıllar sonrası Fatih de silajı inove edip paketli silaj haline getirmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin hayvancılıkta maliyetleri çok yüksek. Bu maliyetlerin sebebi enerjiye dayanmaktadır. Bu çalışmanın amacı da, enerji maliyeteri düşmüyorsa, diğer maliyetleri düşürmek ve hayvancılığa bir açılım sağlamak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan hesaplara göre silajın maliyeti paketleme sonucunda %17 kadar düşecek. Ve bunun verimliliğe etkisinin %20 kadar yansıyacağını düşünülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Paketli Silaj" isimlerinin de patentine başvuran firmanın gelecekte bu isimleri kendi isteği ile jenerik hale getirmesi gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.fetihmakina.com/"&gt;http://www.fetihmakina.com/&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-8728301287479514782?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/8728301287479514782/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=8728301287479514782&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/8728301287479514782'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/8728301287479514782'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2008/04/silaj-paketleme-makinas.html' title='Paketli Silaj Makinası yada Anaerobik ürün paketleme makinası'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-8589864938225960056</id><published>2008-04-05T11:16:00.012+03:00</published><updated>2009-02-03T15:27:29.293+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilaç &quot;track and trace&quot; izleme izlenebilirlik sistem sahtecilik kupür farmakovijilans &quot;ilaç güvenliği&quot; pharmacovigilance &quot;hasta güvenliği&quot; &quot;patient safety&quot;'/><title type='text'>İlaç Takip Sistemi</title><content type='html'>Türkiye'de ilaçların kutu bazında takibinin gerekli olduğu görüldüğü günlerde henüz İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü'ndeki işime yani başlamıştım. Yönetim danışmanlığı yapacaktım ve bu iş Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu ile ilgili olacaktı. Ancak bu çok sınırlı bir işti, Bakanlık ekibinde de fazlaca acil bir iş olarak görülmemekteydi. Doğrusu kendime iş arıyordum da denebilir. O gün Genel Müdür Yardımcısı Dr.Saim Kerman beyin; "bu iş böyle olmaz, buna bir çare bulmak gerekiyor" demesi üzerine 2 boyutlu barkod aklıma geldi. Gülerek, "içine bütün bilgileri koymak mümkündür" dedim. Saim bey tereddütsüz, "o halde çalışın!" dedi. O günün tarihini bilmiyorum ancak 2005 yılı Temmuz ayı içinde bir gündü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Saim Kerman beyin sıkıntısı, SSK Hastanelerinin devri esnasında alınan ilaç stokları ile ilgili imiş meğerse. Bu süreci çok içinden izlemediğim için durumu bilmiyordum. Özellikle ilaçların miatlarının dolması vb. gibi konularda büyük sıkıntılar olduğu görülüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O günlerde kafamda bu işi şekillendirip önce "İlaç numaralandırma sistemi" adı ile sadece izlenebilirliği tarif etmeyi düşündüm. Fakat ismin kısaltması "İNS" olduğu için eleştirildim. Hiç dikkat etmemiştim ama adımın baş harfleri ile aynı oluyordu. O halde buna "İlaç Takip Sistemi" deriz, dedik orada. İlk oturumda bu isim uygun görüldü. Hayırlısı ile sonuna kadar hizmet etmeye yardımcı olacak bir isim olur inşallah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun zaman geçti, bu süre içinde iş tanımımda yazmamakla birlikte, yarım zamanlı olarak bu işle meşgul oldum. Birçok fikir ve teklif gelip gidiyor, işten anlayan anlamayan müdahil oluyordu. Her zaman çok kibar bir insan olan Genel Müdürümüz Dr. Mahmut Tokaç ise herkesi dinleyip herkese hakkını vermekle uğraşmaktan dolayı bu işle çok ilgilinememişti. Bir gün Saim beyle birlikte konuyu ciddiyetle anlatınca harekete geçildi ve bir bilgi notu hazırlanıp Müsteşar Sn. Necdet Ünüvar'a ve Bakan Sn. Recep Akdağ'a iletildi. Sayın Bakan'ın "hemen yapılması" talimatı üzerine harekete geçildi ve sistem ortaya konulmuş oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sistemi paydaşları ile 3 toplantıda tartıştık, tabii herkes aynı şekilde bilgiye ve donanıma sahip değildi, bazılarının da ilgisi yoğunlaşmamıştı. Çok kabaca bir karar verildi. Önce ecza depolarının incelenmesi sonra da bir toplantı yapılmasına karar verildi. İncelemeleri Şahap Ertunç beyle birlikte tamamladıktan sonra 17 Ağustos 2007 tarihinde Istanbul'da bir toplantı yaptık, sistemi o günkü tasarımına göre anlattık. Biraz tartışıldı ve genel kabul gördüğü anlaşıldı. Ancak bunu hemen mevzuata dökmek için acele etmedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O günlerde GS1 Türkiye'de çalışan Sn.Fethi Altunyuva geldi, GS1 sisteminden bahsetti ve "GS1 Healthcare Conference" adlı bir toplantıya davet etti. Biz de uygun gördük. Bu konferansa Ekim ayında Dr.Mustafa Bulun ile birlikte Londra'da, 2008 Şubat ayında da Genel Müdürümüz Dr.Mahmut Tokaç ve Dr.Rabia Kahveci ile birlikte Granada'da katıldık. İstifade ettik. Hem konferansların hem de Fethi Altunyuva'nın sistemin şekillenmesi esnasında ciddi katkıları oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2008 Ocak ayı içinde "GS1 Healthcare User Group" olarak bizi GS1'dan Ulrike Kreysa, Covidien'den Mark Hoyle ve Pfizer'den Tim Marsh ziyarete geldiler. Sistemin şekillenişinden memnun kaldılar ancak süre konusunda ikna olmadılar. Bu süre gerçekten kısaydı. Bu sebeple, yönetmelik yayıma gönderilmeden önce yapılan değerlendirmelerde geçiş süresine 12 ay daha ilave edilerek piyasadaki ilaçların tükenmesi için süre verildi. Bu süre de belki yetmeyebilecek ancak çok az sayıda ve özellik arzeden ilaçlar için böyle olacak gibi gözüküyor. Bunların da incelenip halledilmesi mümkün gözükmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sistemi ortaya koymak üzere ekip kuruldu. Çekirdek ekipteki arkadaşlar,&lt;br /&gt;Dr.Saim Kerman,Counselor(Üst düzey temsilci)&lt;br /&gt;İbrahim Nayir, İTS Koordinatörü,&lt;br /&gt;Müh.Onur Aygün,Sistem tasarımı ve veritabanı yöneticisi,&lt;br /&gt;Müh.Oğuz Poyraz,Portal ve servis işletimi yöneticisi olarak halen görev yapmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Sistem kurulunca ne iş yapacak ve ne fayda üretecektir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sistem İlaçlardaki sahtecilik girşimlerine karşı bir engel konulmak üzere işletilmek istenmektedir. İlaçta sahtecilik dünyada ileri seviyelere gelmiştir. Dünya Sağlık Örgütü incelemelerine göre ortalama olarak sahtecilik miktarı %6'dan az değildir. Ve üstelik, sahtecilik her yıl ortalama %13 kadar büyümektedir. Bu dehşet verici manzara karşısında bir ilaç otoritesinin yerinde durması zaten kabul edilebilir birşey değildir. Dünyada diğer otoritelerde de benzer arayışlar bulunmakta, yapılmış bazı başarısız girişimler de bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Türkiye'de sahtecilik ne kadardır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğrusu bilmiyoruz. Çünkü bu bilinebilen birşey değildir. Bu konuda veri olmaz genel olarak. Ancak tahmini bazı yöntemlerle bunun Dünya Sağlık Örgütü tahminlerinin altında olmadığı yönünde olduğunu düşünebiliriz. "Kurtlar Vadisi" adlı o acayip dizide, bu konudan bahsedilmiş ve oranın %10 olduğu iddia edilmiş. Dr.Mustafa Bulun espri olarak bunu hep söylüyor, umarız o kadar değildir. Ama eğer bu oran doğru ise, Türkiye'de sağlık bütçesinden birilerinin çaldığı miktar yılda 1 milyar YTL kadar olur ki bu para ile insanımızın hangi dertlerine derman olunurdu, kim bilir? Bu sahteciliği yapanları halkımıza haber veriyoruz ancak onların da bu insan suretli varlıkları Allah'a havale etmekten başka çarelerinin olmadığını da biliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sistem ülkemizde de benzer şekilde sahtesi olma ihtimaline ve ambalaj sahteciliğine karşı bir güvenlik sağlayıcı olarak çalışacaktır. Sistem merkezi bir veritabanında ürünlere ait soy ağacını oluşturacaktır. Bu da bildirim adı verilen veri aktarımları ile yapılacaktır. Ürünlerin üstündeki "karekod" adını verdiğimiz Datamatrix barkodları ile de büyük ölçüde izlenebilirlik sağlanmış olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlaçlarda güvenlik etiketlerinin kullanılması da opsiyonel hale getirildi. Bunlar ilk çıkış esnasında maliyet getiriyor ve geri dönüş sağlamıyordu. RFID incelendi ve ancak koliler için uygun olduğu görülüp, ileride bu konuda bir çalışma yapılabileceği anlaşıldı. Ülkemizde de, sektörün ortak kararı ile, uzak olmayan bir zaman sonra kolilerde kullanılabileceği düşünülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sektör İstanbul'da yerleşik olduğu için sürekli toplantıları İstanbul'da yapıyoruz. Neredeyse haftada bir kez gidilip gelindiği oluyor. Bu tempoyu bu yıl boyunca karşılamak durumundayız. Yıl sonuna kadar çok ciddi bir açılım olacağından bu fedakarlığı yapmak durumundayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Turkish Pharmaceuticals Track&amp;amp;Trace System" adıyla dünyada uygulanacak, konusunda ilk geniş kapsamlı uygulama olma özelliği taşıyan bu sistemi dünyadaki benzer uygulamaların takip edeceğini düşünüyoruz. Şimdiden benzer içerikle İtalya, Granada'da GS1 Healtcare Conference'ında bir sunum yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günde milyonlarca YTL geri dönüş sağlayacak bu sistem umarız bu sistem hızla işler ve tüm taraflara fayda sağlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-8589864938225960056?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/8589864938225960056/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=8589864938225960056&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/8589864938225960056'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/8589864938225960056'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2008/04/ila-takip-sistemi.html' title='İlaç Takip Sistemi'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8456233547556929542.post-1716106411368627462</id><published>2008-04-01T11:02:00.002+03:00</published><updated>2008-04-05T12:30:21.956+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='granada elhamra nayir'/><title type='text'>Madrid, Granada ve El-Hamra!</title><content type='html'>Merhaba,&lt;br /&gt;Şubat 2008'de Granada'da bir konferansa katıldık. yoldaki bazı tecrübeler işe yarayabilir diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madrid bağlantılı uçuşumuzu İberia ile yaptık. Fiyat makul ancak THY ile uçmak daha iyidir diyebiliriz. Biz geç kaldığımız için yer bulamamıştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madrid havaalanı (Barajas) bir muamma, çözmek için 2 yıllık ön lisans okumak gerekiyor. İndiğiniz terminal T4 ise valizlerinizi T4S terminalinden almanız gerekiyor. Bunun için metro hattına binip diğer terminale gidip oradan valizi arıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barajas'ta wireless internet erişimi mümkün ancak ücretli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Granada muhteşem bir şehir, halkı da çok kibar bulduk, trafikteki saygıları ise bizi utandırdı. Bu kadar olur denilecek şekilde saygılı bir trafik, ülkemizde keşke olsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Granada Andaluz eyaletinin merkezi. Yani Endülüs. Biz de "Servicio de Salud Andalusia" yani Endülüs Sağlık Servisleri'nin davetlisi olarak "GS1 Healthcare Conference" için "Escuela Anduluza De Salud" yani Endülüs Sağlık Okulu'nda 4 gün geçirdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Granada'nın hava trafiği biraz zayıf. Havaalanı da mütevazi. Armilla havaalanı taksi ile şehir merkezine 23-25€ kadar ödeme gerektiriyor. Daha ucuz bir yöntemi deneme imkanımız olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Granada Merkezde epey otel var. Biz Monte Carlo'da kaldık. Eski bir otel ancak temiz. Günlük 41.75€ fiyat veriyorlar ancak aynı odada çift kişi kalınca daha ucuza gelebilir. Kapıları ve koridorları eski kalmış sadece, odaların içi de güzel. Tam şehir merkezinde Port Real denilen mevkide olması da güzel. Çünkü akşam geç saatte bile çıkıp dolaşabileceğiniz bir yerde oluyorsunuz. MonteCarlo kahvaltısını 100 m ileride Hotel Carmen'de veriyor. 4 yıldızlı bu oteldeki kahvaltı da gerçekten harika idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahvaltıda dikkatimizi çeken, bu oteldeki kahvaltılarda hiç zeytin bulunmamaktaydı. İspanya gibi bir akdeniz ülkesinde zeytin neden olmaz, anlayamadık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Granada'da İngilizce bilen insan sayısı çok değil ancak anlaşmak da zor değil. Biraz Fransızcası veya biraz İtalyancası olan için hiç problem yok. Aslında Arapçası olanlar için bile bazı şeyler kolay. Kelimelerin çoğu Arapça'dan kalma. Endülüs'ü bitirmiş, Arapları tamamen yok etmişler ancak kelimelerini kullanmaya devam etmişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AlHamra! mükemmel bir eser. Ancak bu kadar ihtişamla yaşamak da pahalıya patlamış kendilerine. Gezmeye değecek bir yer ancak akşama kalmayın, iyi olmuyor. Bir de mutlaka rehberle gezmek lazım bu tür yerleri. Sarayın içinde kuşak halinde odaları yüzlerce kez şu sözü görüyorsunuz: "Vela Galibe İllallah!" yani, "Allah'tan başka galip yoktur." Sanki yerle bir olacaklarını bilirmişçesine bunu kazımışlar her tarafa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AlHamra'da tarihi gördükten sonra yandaki Carmen restaurantta Flamenko dansını dinlettiriyorlar. Acayip kafa şişirici birşey. Kulaklarınız rahatsızsa içeride dutmayın, dışarıdan dinlemek yeter. Üstelik çıkarıp bir de dans ettirebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemekler, he Avrupa ülkesinde olduğu gibi Türk damağına uzak. Üstelik müslüman hassasiyeti ile davranıyorsanız, içinde şarap ve domuz eti bulunmayan bir ürün bulmanız çok zor. İstediğimiz Vejeteryen salatada bile karides gelmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Granada'da 3 yada 4 camiden bahsediliyor. Google earth'te "Places of Worship" işaretlenince çıkan bazı noktalar var ancak bunların yerleri çok doğru olmayabilir. Bir mescit Üniversite içindedir. Birisi Alhamra civarında imiş. Minaresinin bulunduğunu, Alhamra'dan bakınca görülebileceğini söylemişlerdi ancak biz göremedik çünkü akşam olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Puerto Real denilen yerde Nemrut Döner adında bir Türk Dönercisi var. Demleme çay bulabileceğiniz bir yer. Sattıkları etin sıhhati konusunu bilemeyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Granada'da hediyelik eşya üzerinde Elhamra veya Granada yazan bazı heryerde bulabileceğiniz ürünler var. Özel bir ürün göremedik. Fiyatları makul seviyelerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehir tarihi bir dokuya sahip. Fernandez ve İsabel'i anlatan çok eser var. Büyük ebatlı kiliseler, surların kalan yerlerinde büyük kapılar mevcut. Bunlardan Puerto Elvira bunlardan birisi. İsabel ve Coulomb'un heykeli civarında bir sokak aralığında "Corral del Carbon" adında bir kervansaray gördük. Endülüs'ten kalan bu eserin kapısı da muhteşemdi. Doğrusu Endülüs Emevileri dönemindeki eserleri epeyce ayakta ve bunları iyi korudukları da söylenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Granada görülmeye değer bir yer. Bizim gidiş gelişimiz turistik bir gezi olmayınca çok gezemedik ancak ailecek gidilip görülebilecek bir yer. İyi bir araştırma yapmak her zaman iyi sonuç veriyor. AlHamra turları da faydalı olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıcakla seyahat etmenizi ve sıhhat bulmanızı temenni ederiz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8456233547556929542-1716106411368627462?l=inayir.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://inayir.blogspot.com/feeds/1716106411368627462/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8456233547556929542&amp;postID=1716106411368627462&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/1716106411368627462'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8456233547556929542/posts/default/1716106411368627462'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://inayir.blogspot.com/2008/04/madrid-granada-ve-el-hamra.html' title='Madrid, Granada ve El-Hamra!'/><author><name>Ibrahim NAYIR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13222796382284434680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='26' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_60f0BQtaQXM/R_H1eVrAVaI/AAAAAAAAABE/UANGUJZf4d0/S220/inayir.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
