Nail Keçili adlı reklamcı ile yapılan röportajı okurken şu satırlardan aklıma geleni yazmadan edemedim:
Nail Keçili: "Hala var, askerin birçok konuda anlaşılamadığı kanaatindeyim. Askerler eleştirilirken temelde hatalar yapılıyor. Müthiş bir vatan sevgisiyle yetişiyor ve kendilerini vatanın sahibi zannediyorlar. Şimdi ortaya çıkan birtakım hikayeler bu düşünce yüzünden. Onlara sahip değil bekçi olduklarının anlatılması lazım. "
Evet, Sn. Keçili nezaketen söylememiş anlaşılan. Biz nezaketsizlik edeceğiz. Askerin ülkeye hizmeti çoğu zaman züccaciye dükkanına girmiş bir filin gayretine benziyor. Hizmet etmek istedikçe zarar yapıyorlar. Kendilerinin yapabilecekleri en iyi hizmetin züccaciye dükkanının dışında hatta yüzleri başka yöne dönük olarak durmak, işin kendilerine tarif edildiği şekilde yapmak olduğu anlatılmalı. Tabii anlarlarsa.
İşin en üzücü boyutu ise, filin üstünde görünmeyen bir adamın oturuyor olduğu düşüncesidir. Eğer filin üstünde biri oturuyor ve fili yönlendiriyorsa ona birşey anlatmanın pek bir önemi yoktur. Ergenekon eğer varsa, buna ancak "fil sürücüsü" sıfatı yakışacaktır.
Daha da vahimi, fil sürücüsünün robot olmasıdır. Yakalanan kişilerin tek başlarına bir değer oluşturabilecek insanlar olmadığı ve arkalarında muhtemelen bir "dünya markası"nın bulunduğu tahmin edilmektedir. Uzaktan kumandalı robotlarla yapılan otomobil deneylerinde genellikle çarpma testleri yapılmaktadır. Fil sürücüsü robot ise filin çarpma testinden geçme ihtimali büyüktür. Eğer böyleyse, züccaciye dükkanının vay haline. Geldiğimiz nokta da zaten tam da bu durumda olduğumuzu gösteriyor, değil mi?
29 Temmuz 2010 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)















































0 yorum:
Yorum Gönder