Türkiye'de ilaçların kutu bazında takibinin gerekli olduğu görüldüğü günlerde henüz İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü'ndeki işime yani başlamıştım. Yönetim danışmanlığı yapacaktım ve bu iş Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu ile ilgili olacaktı. Ancak bu çok sınırlı bir işti, Bakanlık ekibinde de fazlaca acil bir iş olarak görülmemekteydi. Doğrusu kendime iş arıyordum da denebilir. O gün Genel Müdür Yardımcısı Dr.Saim Kerman beyin; "bu iş böyle olmaz, buna bir çare bulmak gerekiyor" demesi üzerine 2 boyutlu barkod aklıma geldi. Gülerek, "içine bütün bilgileri koymak mümkündür" dedim. Saim bey tereddütsüz, "o halde çalışın!" dedi. O günün tarihini bilmiyorum ancak 2005 yılı Temmuz ayı içinde bir gündü.
Dr. Saim Kerman beyin sıkıntısı, SSK Hastanelerinin devri esnasında alınan ilaç stokları ile ilgili imiş meğerse. Bu süreci çok içinden izlemediğim için durumu bilmiyordum. Özellikle ilaçların miatlarının dolması vb. gibi konularda büyük sıkıntılar olduğu görülüyordu.
O günlerde kafamda bu işi şekillendirip önce "İlaç numaralandırma sistemi" adı ile sadece izlenebilirliği tarif etmeyi düşündüm. Fakat ismin kısaltması "İNS" olduğu için eleştirildim. Hiç dikkat etmemiştim ama adımın baş harfleri ile aynı oluyordu. O halde buna "İlaç Takip Sistemi" deriz, dedik orada. İlk oturumda bu isim uygun görüldü. Hayırlısı ile sonuna kadar hizmet etmeye yardımcı olacak bir isim olur inşallah.
Uzun zaman geçti, bu süre içinde iş tanımımda yazmamakla birlikte, yarım zamanlı olarak bu işle meşgul oldum. Birçok fikir ve teklif gelip gidiyor, işten anlayan anlamayan müdahil oluyordu. Her zaman çok kibar bir insan olan Genel Müdürümüz Dr. Mahmut Tokaç ise herkesi dinleyip herkese hakkını vermekle uğraşmaktan dolayı bu işle çok ilgilinememişti. Bir gün Saim beyle birlikte konuyu ciddiyetle anlatınca harekete geçildi ve bir bilgi notu hazırlanıp Müsteşar Sn. Necdet Ünüvar'a ve Bakan Sn. Recep Akdağ'a iletildi. Sayın Bakan'ın "hemen yapılması" talimatı üzerine harekete geçildi ve sistem ortaya konulmuş oldu.
Sistemi paydaşları ile 3 toplantıda tartıştık, tabii herkes aynı şekilde bilgiye ve donanıma sahip değildi, bazılarının da ilgisi yoğunlaşmamıştı. Çok kabaca bir karar verildi. Önce ecza depolarının incelenmesi sonra da bir toplantı yapılmasına karar verildi. İncelemeleri Şahap Ertunç beyle birlikte tamamladıktan sonra 17 Ağustos 2007 tarihinde Istanbul'da bir toplantı yaptık, sistemi o günkü tasarımına göre anlattık. Biraz tartışıldı ve genel kabul gördüğü anlaşıldı. Ancak bunu hemen mevzuata dökmek için acele etmedik.
O günlerde GS1 Türkiye'de çalışan Sn.Fethi Altunyuva geldi, GS1 sisteminden bahsetti ve "GS1 Healthcare Conference" adlı bir toplantıya davet etti. Biz de uygun gördük. Bu konferansa Ekim ayında Dr.Mustafa Bulun ile birlikte Londra'da, 2008 Şubat ayında da Genel Müdürümüz Dr.Mahmut Tokaç ve Dr.Rabia Kahveci ile birlikte Granada'da katıldık. İstifade ettik. Hem konferansların hem de Fethi Altunyuva'nın sistemin şekillenmesi esnasında ciddi katkıları oldu.
2008 Ocak ayı içinde "GS1 Healthcare User Group" olarak bizi GS1'dan Ulrike Kreysa, Covidien'den Mark Hoyle ve Pfizer'den Tim Marsh ziyarete geldiler. Sistemin şekillenişinden memnun kaldılar ancak süre konusunda ikna olmadılar. Bu süre gerçekten kısaydı. Bu sebeple, yönetmelik yayıma gönderilmeden önce yapılan değerlendirmelerde geçiş süresine 12 ay daha ilave edilerek piyasadaki ilaçların tükenmesi için süre verildi. Bu süre de belki yetmeyebilecek ancak çok az sayıda ve özellik arzeden ilaçlar için böyle olacak gibi gözüküyor. Bunların da incelenip halledilmesi mümkün gözükmektedir.
Sistemi ortaya koymak üzere ekip kuruldu. Çekirdek ekipteki arkadaşlar,
Dr.Saim Kerman,Counselor(Üst düzey temsilci)
İbrahim Nayir, İTS Koordinatörü,
Müh.Onur Aygün,Sistem tasarımı ve veritabanı yöneticisi,
Müh.Oğuz Poyraz,Portal ve servis işletimi yöneticisi olarak halen görev yapmaktadırlar.
*Sistem kurulunca ne iş yapacak ve ne fayda üretecektir?
Sistem İlaçlardaki sahtecilik girşimlerine karşı bir engel konulmak üzere işletilmek istenmektedir. İlaçta sahtecilik dünyada ileri seviyelere gelmiştir. Dünya Sağlık Örgütü incelemelerine göre ortalama olarak sahtecilik miktarı %6'dan az değildir. Ve üstelik, sahtecilik her yıl ortalama %13 kadar büyümektedir. Bu dehşet verici manzara karşısında bir ilaç otoritesinin yerinde durması zaten kabul edilebilir birşey değildir. Dünyada diğer otoritelerde de benzer arayışlar bulunmakta, yapılmış bazı başarısız girişimler de bulunmaktadır.
*Türkiye'de sahtecilik ne kadardır?
Doğrusu bilmiyoruz. Çünkü bu bilinebilen birşey değildir. Bu konuda veri olmaz genel olarak. Ancak tahmini bazı yöntemlerle bunun Dünya Sağlık Örgütü tahminlerinin altında olmadığı yönünde olduğunu düşünebiliriz. "Kurtlar Vadisi" adlı o acayip dizide, bu konudan bahsedilmiş ve oranın %10 olduğu iddia edilmiş. Dr.Mustafa Bulun espri olarak bunu hep söylüyor, umarız o kadar değildir. Ama eğer bu oran doğru ise, Türkiye'de sağlık bütçesinden birilerinin çaldığı miktar yılda 1 milyar YTL kadar olur ki bu para ile insanımızın hangi dertlerine derman olunurdu, kim bilir? Bu sahteciliği yapanları halkımıza haber veriyoruz ancak onların da bu insan suretli varlıkları Allah'a havale etmekten başka çarelerinin olmadığını da biliyoruz.
Sistem ülkemizde de benzer şekilde sahtesi olma ihtimaline ve ambalaj sahteciliğine karşı bir güvenlik sağlayıcı olarak çalışacaktır. Sistem merkezi bir veritabanında ürünlere ait soy ağacını oluşturacaktır. Bu da bildirim adı verilen veri aktarımları ile yapılacaktır. Ürünlerin üstündeki "karekod" adını verdiğimiz Datamatrix barkodları ile de büyük ölçüde izlenebilirlik sağlanmış olacaktır.
İlaçlarda güvenlik etiketlerinin kullanılması da opsiyonel hale getirildi. Bunlar ilk çıkış esnasında maliyet getiriyor ve geri dönüş sağlamıyordu. RFID incelendi ve ancak koliler için uygun olduğu görülüp, ileride bu konuda bir çalışma yapılabileceği anlaşıldı. Ülkemizde de, sektörün ortak kararı ile, uzak olmayan bir zaman sonra kolilerde kullanılabileceği düşünülmektedir.
Sektör İstanbul'da yerleşik olduğu için sürekli toplantıları İstanbul'da yapıyoruz. Neredeyse haftada bir kez gidilip gelindiği oluyor. Bu tempoyu bu yıl boyunca karşılamak durumundayız. Yıl sonuna kadar çok ciddi bir açılım olacağından bu fedakarlığı yapmak durumundayız.
"Turkish Pharmaceuticals Track&Trace System" adıyla dünyada uygulanacak, konusunda ilk geniş kapsamlı uygulama olma özelliği taşıyan bu sistemi dünyadaki benzer uygulamaların takip edeceğini düşünüyoruz. Şimdiden benzer içerikle İtalya, Granada'da GS1 Healtcare Conference'ında bir sunum yaptı.
Günde milyonlarca YTL geri dönüş sağlayacak bu sistem umarız bu sistem hızla işler ve tüm taraflara fayda sağlar.
05 Nisan 2008 Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


5 yorum:
Ağzınıza sağlık. Çalışmalarınızın devamını dilerim.
BENCE GEÇİŞ SÜRESİ ÇOK KISA.önce bütün ilaçlar karekodlu olarak eczanelere gelmelidir.sonra 3 yıl gibi bir geçiş süresi sonunda eczaneler bunu sisteme o zaman sonunda elinde kalanları sisteme işleyerek bu sisteme başlanmalıdır.
Sistemin Çalışabilmesi Ama teorikte değil pratiktede çalışabilmesiiçin insanları isteği şarttır bir kanun yönetmelik çıkartarak başlatmak yanlıştır. Sadece üretici ve eczane üzerinden kontrol olmaz. TEB TEKB Depocular serbest eczacılarla beraber çözülmesi gereken Ve çzülmesi gerekli bir konu ama bu konu Sıhhiyede farklı görünebilir gelin Eczacılarla görüşelim...
Akay/Antalya
Bu projenin 2005 te başladığını, 2007 de Eczacıları temsil eden TEB'in temsilcilerinin de bulunduğu 3 toplantı yapıldığını anlatıyor yazıda. Yazıyı okumamışsınız galiba. 3 yıl geçiş süresi istiyorsak bunun ikisi zaten geçmiş, biri 2010 yılı başına kadar verilmiş durumda, daha ne istiyorsunuz behey çok bilmiş iş yapmak istemeyen meslektaşım?
Adamlar iyi kötü bir sistem yapmışlar işte. Çalışmayana çalışmaz dersiniz, çalışana da köstek olursunuz yahu.
İlaç ve Eczacılık zaten Sıhhiye'de değil, Dışkapı'dadır. :)
Yorum Gönder