27 Haziran 2009 Cumartesi

Yenilenebilir Enerji Kaynakları


Yenilenebilir enerji kaynakları kullanmak dururken biz niye "yenilebilir" kaynakları enerji için kullanıyoruz acaba? Birileri rüzgarı öyle kullanmış ki, hayret etmemek elde değil. 2009 yılı Nisan ayı sonunda Frankfurt'tan Berlin'e giderken hızlı trenden çektiğim bir fotoğrafı paylaşmak istedim.
Resme iyi bakılırsa çizgi halinde belli belirsiz şekilde görülen şeylerin birer rüzgar türbini olduğu anlaşılabilir. Bu fotoğragta yüzden fazla görünüyor. Ve bundan daha sık rüzgar türbini olan adeta bir ormanı andıran yerler de mevcuttu.
Fotoğraf kötü, eleştirmeniz normal. Çünkü cep telefonu ile 3.0 mp olarak çekildi ama tren o anda 250 km/saat süratle gidiyordu. Ancak bu kadr geldi elimizden, özür dileriz.
Kabul ediyorum, orası okyanus kenarıdır. Bizim rüzgar alanlarımız bu kadar yoğun olmayabilir. O halde ülkede rüzgar türbini yapmak isteyenlere nden engeller çıkarılıyor? Çıkarın artık bunun kanununu, yenileyin alt yapısını ki insanlar en azından kendi elektriklerini üretsinler. Devlet de yapılan her yatırımın ürettiği enerjiyi almak gibi bir yükümlülüğe girmesin.
Bilelim ki, pahalı enerji bizi dışa bağımlı hale getirir. Vatandaşımızın kendi enerjisini üretmesi üretimi ucuzlatır ve her yönden dışa bağımlılık azalır.
Ufku yenilenebilir yöneticiler ancak böyle kaynaklara itibar ederler, adları "devrimci" olur. Başkalarının yönlendirmeleri ile yönünü belirleyenler öylece oturur, bakarlar adları "Bakan" olur.

Beldenin emini değişti mi?

Belediye seçimleri yenilendi. Birçok yerde yeni simalar geldi ve sistemi kendilerine özgü bir şekilde yeniden kurgulamaktalar eminim. Bu boşluk işte bu yapılanma zamanından kaynaklanıyor olabilir denilerek hoş görülebilir. Az zaman sonra hizmetler başlar, eskisi gibi olur diye beklenilebilir.

Ancak başkanı değişmeyen yerlerde sistemin eskiden olduğu gibi devam edeceği düşünülebilir. Bu sebeple yönetimin değişmediği yerlerde bir fetret oluşması beklenilmez ve hizmetlerin sunumunda bir boşluk olmaması için de çalışmalar devam eder.

Ankara'da bir fetret oluşmadı, hizmetler eskiden olduğu gibi devam ediyor çünkü hizmet olarak görülecek şeyler zaten alt seviyede yürüyor. Festival düzenleme, park yapma, çiçekleme çalışmaları eskisi gibi hızla devam ediyor. Yollarda eskisi gibi çizgi yok, çukurlar hala adam gizlenir türden ve eskiden olduğu gibi. Kamyon çarpmış yaya üst geçitleri olduğu gibi duruyor ve geçişe kapalı. Tam da orada karşıdan karşıya geçerken ölenler yine var mı, bilmiyoruz.

Metro adı verilip de bitirilemeyen bir anıt aynı şekilde duruyor. Giderek böylece eskiyip tarihi eser olacak anlaşılan. Eski püskü belediye otobüsleri ortalığı dumana boğarak, gürültü saçarak gidiyor, içinde oturanlara Allah sabır versin. Yeni alınmış otobüsler de her köşede bozulmuş halde görülebiliyor.

Metrosu bitirilmemiş semtlerden belediye otobüslerinin kaldırılıp yerine konulan dolmuş bozması halk! otobüslerinin yollardaki rodeosu da yine eskisi gibi devam ediyor. Yollar sıcaklarda kanalizasyon kokmaya devam ediyor, yağmur yağınca da sel olmaya. Kimse yağmur suyu tahliye şebekesi kurmayı aklından geçirmiyor yine eskisi gibi...

Yine yeni rejenerasyon alanları oluşturuluyor verimli buğday tarlalarının üstüne. Planlama yapılıyor yine ama hiç bir yolun alternatifi düşünülmemeye devam ediyor, aynen eskisi gibi. Yine oralara buralara molozlar dökülüyor, kötü görüntüler oluşturulmaya devam ediyor, tahmin ettiğiniz gibi. Şehrin ortasında yıkılan sanayi dükkanlarının mezbeleliği devam ediyor, tinercilerin ve diğerlerinin sevdiği alanlar olarak. Rejenerasyon bu olsa gerek, dejenere ederek rejenere ediyoruz hala...

Tek eksik var: geçen sene seçim kazanma yarışı içinde köstebek yuvasına döndürülüp olur olmaz yerlere alt geçit yapma çalışmaları bu yıl hiç yok. Bütün alt geçit yapılabilecek hatta yapılamayacak yerlere geçen yıl gereken kondular yapılmıştı anlaşılan. bundan sonra siz sağ, ben selamet. Gelecek sefere de beni aday yapmazlar zaten, bitti. Bir daha ne Davos'a gelirim ne de Şam'ın şekeri...

Anlayacağınız burada haberler böyle, değişen birşey yok. Sizler nasılsınız, haberlerde değişme var mı, yok mu? Yeni gelen emin mi, vay canına! Hem de şerif mi? Ooh ne ala! Darısı bizim de başımıza...

12 Mart 2009 Perşembe

Ermeni meseleleri hakkında arşiv belgeleri

Türkiye Cumhuriyeti Devlet Arşivleri'nde Ermeniler hakkındaki belgeler:


İrfan farkettirir, demişler.

10 Mart 2009 Salı

Hamza Robertson, Your beauty ve sözleri

Adı Hamza Robertson imiş, daha önce duymamıştım. Magazine hatta dünyaya kapalı bir hayatımız olduğu için geç duymamı makul ve mazur görünüz.
http://fizy.org/yL9TlvU6a0aW linkindeki video ile birlikte etkileyici sesi dinlerseniz bana hak vereceksiniz. Aşağıya bu ingilizce parçanın sözlerini aldım, belki işinize yarar. Aradaki vokali de Sami Yusuf yapıyor. "Şoförü Papa olan kişinin" fıkrası gibi birşey bu!

"Brighter than the sun,
Fairer than the moon,
Your beauty is so dazzling.

Bigger than the sea,
Higher than the clouds,
Your soul is so enlightening.

What I'd give to see your face,
Beaming with so much grace.

We're likely from those,
You welcome with a smile,
As you call your nation "come to my side"

Or will see you frown and then turn away,
I did let you down I forgot this day.

Your smile is so bright,
It lits up the dark nights,
From mercy and lights,
You're my waiting heart.

I know that I'm weak,
Of my since I can't speak.
Your mercy I seek,
Though I'm not weedy."

24 Şubat 2009 Salı

Adayların ihtirasları ile, üst geçitlerde yada üst geçitsiz ölmek...

Ankara'da Yenimahalle ilçesi içinde bir yerde, İstanbul yolu üzerinde, Tarım kampüsü civarında bir yaya geçidi var. 2 yıl kadar önce bu yaya geçidine bir kamyon çarpmış ve yarım hasarlı vaziyette duruyor. Önce kapatılmıştı, sonra insanlar karşıya başka geçiş yeri olmadığı içinbu engelleri kaldırıp, kenarlarında trabzan dahi olmayan bu yaya geçidinden tekrar geçmeye başladılar. Can korkusu ile yukarı çıkan insanların yaya geçidinden karşıya sağlam geçmeleri de tamamen şanslarına bağlı. Bu yol halen Büyükşehir denetiminde bir yerdir, 2 yıl önce olduğu gibi.

Biraz daha gidiyoruz, Ergazi köyünden sonra Ayaş yoluna dönmeden önce Gersan Sanayi Sitesi ile Beko'nun deposu arasında bir yaya üst geçidi var. Aslında iki tane yaya geçidi var ama birisi yarım inşaat halinde kalmış bekliyor. Bir zamanlar yolu aceleyle yapmaya çalışan Belediye, yaya geçitleri koymayı unuttuğu için insanlar bu yeni yapılmış yolda hız yapan magandaların araçları altında kalıp ölmeye başlayınca, buralara yaya üst geçidi yapılması gündeme gelmişti. Bilmem kaçıncı ölüm vakasından sonra gündeme gelebilen bu geçitleri yapan firma muhtemelen ihaleyi karambolden almıştı ki Belediye ağalarının hışmına uğradı. Geçitleri dar yapmış denildiği dillerde dolaştı, sonra da firmanın battığı söylendi. Bu geçitler öylece duruyor işte.

Geçitlerin yapımı durdu ama insanların ölmesi durmadı. O noktada 500'den fazla insanın öldüğü söyleniyor. Orada ölenlerin sorumlusu hatta katili bu adam değilse, kimdir?

Konu hakkında şu link inceleyiniz: http://ankara.spo.org.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=327:stanbul-yolunda-kan-kurumuyor&catid=21:ube-haberleri&Itemid=64

Bugün bu katil Gökçek yine de aday. AKP'nin aklına şaşarım ki bu yılışık şeyi tekrar aday yaptı. Yollardaki geçitlerde veya geçitsizliklerde yok yere ölenleri unuttu, kamyon çarpmış üst geçitlerden hala insanları can pazarı vaziyetinde geçirmeye devam ederken utanmamış, bir defalık daha aday olmuş. Tükürürüm yüzüne ben bu yüzsüzlerin. Öyle Hz.Ömer'in adaletinden bahsetmek kolay ama Hz. Ömer gelse ilk seni biçerdi ortadan ikiye, adaletiyle...

Şimdi reklam yapıyor: "Bilen için çok kolay!" Evet, öldürmeyi "iyi" bilenler için bu iş de tabii ki çok kolay. Tekrar oy verin, ocağınıza incir dikelim...

Erdoğan da bu işte bir hata etti, biliyoruz. Bunu uzaklaştırmanın yolunu bulamadı veya bu yılışık şey, satın aldı o partideki karar organındakileri. Bunların hangisi doğru ise hepsi vahim. Ve sanki Ankara'da oturanlar Kara-yalçın'a karşı bunu seçmek sorunda bırakıldılar ya işte en vahimi de budur.

18 Şubat 2009 Çarşamba

GS1, İTS ve Rant

Bir forumda çok ilginç ifadeler okudum. İnsanlar bilgi sahibi olmadan nasıl da fikir sahibi oluveriyorlar. Adı önemli değil bir forum yazarı derki, "GS1 bir ingiliz şirketidir." Aman Allahım! Bu kişi bu fikre nasıl ulaştı bilemiyorum ama kendisi zoru başarmış, yoksa bu iş çok kolay gözükmüyor.

Bu arada GS1 hakkında kısa bir bilgi vermek uygun gözüküyor: GS1, Amerikan UCC, Avrupa EAN ve Japon JAN adlı kuruluşların bir araya gelerek otomatik tanımlamadan başlayarak bir çok alanda "dünyada tek standart" çıkarmak için oluşturdukları bir kurumdur. Kısaca eskiden beri ülkemizde barkodu veren kurum olarak bilinen EAN'ın yeni şeklidir. GS1; "Global Standards One" demektir ve "Dünyada Tek Standart" anlamına gelmektedir.

GS1 bir şirket değil bir organizasyondur. GS1 üyeleri, sivil toplum kuruluşları, şirketler ve kamu otoritelerinden oluşmaktadır. http://www.gs1.org/ sitesinden bakılırsa üyeler görülebilir. Türkçe sitesi: http://gs1.tobb.org.tr/

GS1'in "İngiliz" olduğunu da ifade etmek tamamen yanlış çünkü GS1 oturumlarına her ülkeden katılım vardır ve GS1 merkezi Brüksel'dedir. GS1'de çeşitli çalışma grupları vardır ve bunlar belirlenen aralıklarla toplantılar yaparlar ve hatta telekonferans ile çalışma yaparlar. İlgili çalışma grubuna üye olanlara o konudaki tüm bilgiler sürekli gelir hatta bu gelen bilgilerin çokluğundan dolayı zor duruma düşersiniz.

Ülkemizde GS1, TOBB yani Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği bünyesinde çalışmaktadır. TOBB'un atadığı görevliler GS1 toplantılarında ülkemizi temsil etmektedirler. Demekki ülkemizde de GS1 varmış ve GS1 Türkiye olarak TOBB bu organizasyonun bir partneridir.

Rant konusuna gelince, "GS1 bir şirket olup İTS'nin rantını yiyecek" şeklinde bir ifadeyi duyunca mecburen güldük. Çünkü İTS haksız yere ortaya çıkan ranta engel olmak için kurulmaktadır. İTS bilgilerinin GS1 yada herhangi başka bir kuruluşla hiç bir alakası yoktur ve olmayacaktır. Bu konuda birçok girişimcinin gelip İTS Grubunu meşgul ettiğini kimse bilmiyor. "Outsource" bütün dünyada harika bir iş olarak görülmesine karşın, yazılımları az sayıda memur mühendisle yazmak için ne çabalar sarfedildiğini de bilmiyor ve ne yazık ki böyle talihsiz şeyler yazıyorlar.

Sonuç olarak; Eczacıyı korumak için görev yapacaktır. 2008 yılı ortalarına kadar binden fazla eczacının ekranı kararmışken birileri "devletin, hükümetin ne yaptığını, kendilerini kurtarmaları gerektiğini" söylemiyor muydu? İşte eczacıyı birilerinin iki dudağı arasında kalmaktan kurtaran bir sistem ortaya çıktı. Beğenmiyorsanız alternatifini söyleyin. Alternatifiniz yoksa lutfen susun!

Şunu herkes bilsin ki, herşeye rağmen hiç kimse eczacılara "ne haliniz varsa görün" diyemez. Çünkü birşeyden anlamadığı halde böyle konuşan 3-5 eczacının yanında yanan yirmi binden fazla eczacının hakkının da savunulması gerektiğini herkes artık biliyor.

Hakkımda eczacı odalarının bazı forumlarında yazılar yazılmaktadır. Bu forumlarda bana da kullanıcı açılırsa memnuniyetle kabul eder, konu hakkında bilgi verir, bilgi alır, doğrunun ortaya çıkması için çalışır, sabırla bütün sorulara cevap veririm, kimsenin şüphesi olmasın.

İnsaflı olmak tehlikeleri görmezden gelerek kayıtsız şartsız birşeyler söylememeyi gerektiriyor. Bahsi geçen forumlarda insaflı yorumlar da var. İlaca erişimde sıkıntıların yaşanabileceği ve bu sebeple de yumuşak bir geçiş yapılması illa ki düşünülüyor ve bunun için 2 yıldır çok ciddi çalışmalar yapılıyor. Hastanın ilaca erişimini engelleyecek herşey Sağlık Bakanlığı'nca bilinmeli ve ona göre davranılmalıdır. Bu konuda önerileri olanların lutfen its@iegm.gov.tr adresine yazmalarını önemle rica ediyorum.

Ek bilgiler:
GTIN: "Global Trade Item Number" yani dünyaca geçerli birim numarası. Ürünleri tanımlamak için kullanılan bildiğiniz barkod numarası.
GLN: "Global Location Number", dünyaca geçerli bir yer numarası.
GEPIR: "Global Electronic Party Information Registry" barkodun sahibinin sorgulanabildiği bir sistemdir. Buradan ilaç firması kendi GLN koduna ulaşabildiği için biz de GEPIRsorgulaması yapılmasını önerdik.
Karekod: İki boyutlu bir barkod türü. "Datamatrix" kelimesi yerine türkçe bir isim.
İlaç Takip Sistemi: "İlaçları" takip ederek sahte ilacı ve sahteciliğin kaynağını ortaya çıkarmak için çalışacak sistemi ifade eder.

Bir ismi her zaman birileri koyar. Karekod kelimesini ben buldum, İlaç Takip Sistemi'nin ismini Dr.Saim Kerman bey koydu. Çok iddialı olmamakla birlikte her ikisi de işlevsel duruyor. Başka isim teklifi olan var mıydı? İsmini koyduğum iddia edilen şeyler için suçlayıcı ifadeler kullanan arkadaşlara ise, ancak çalışmalarını önerebilirim, onların da isim koyacak birşeyleri olabilir.

13 Şubat 2009 Cuma

Dönek bunlar!

Bir telefon görüşmesi sonlandırılıyor, karşıdaki ses en son,
-Efenim biz size dönelim, iyi günler diyip kapatıyor.

Bunların hepsi ne zaman dönek oldu böyle, hep dönüyorlar. Nasıl dönüyorlar anlamadım, Mevlevi olup sürekli mi dönüyorlar yoksa arkalarını mı dönüyorlar? Hasılı dönek bunlar, ancak bunu anladım.

Niye dönüyorsunuz ki? Böyle kötü bir sıfatı kuşanmayı neden çok arzuluyorsunuz? Halbuki cevap vermeniz yeterli. Belli ki, araştırma yapmak için zaman istiyorsunuz. Bu durumda yapılması gereken ciklet çiğneyen şapşal sekreterler gibi "dönelim" demek yerine adam gibi, "efendim, araştırıp/bilgi alıp size cevap verelim/bilgi verelim" denilebilir.

Eğer arapların "IBM"i gibi kaçıyorsanız zaten dönmeyeceksiniz demektir. O halde de yalan bari söylemeyin. Adam gibi "bunu bilmiyoruz, cevap veremeyiz" deyin ki, bilelim kumaşınızı.

Heyhat, memlekette adam kalmadı ki...