Merhaba,
Bu IHH çok insani bir örgüt. Kesinlikle kanımız çok ısındı kendilerine. Gönülden geçeni yapmış oluyorlar. Allah razı olsun kendilerinden.
İstanbul'da bir "Yetim Buluşması" yapmışlar. Otur ağla artık...
Aşağıdaki bannera tıklanıp sitesinden bilgi alınabiliyor. Durum uygun olursa çocuklarla katılmak gerekiyor.
Ayda 70 TL gibi son derece küçük bir meblağ ile ümmetin yetimlerine bakıyorlar. Bir de siyasetçilerimiz ümmetin çocuklarının yetim kalmaması için çalışsalar harika olacak. Tavsiye ederim, 70 TL büyük rakam değil ama empati yapıp o çocukların yerine kendinizi koyun.
Selamlar
16 Ekim 2009 Cuma
11 Ağustos 2009 Salı
İlaç Takip Sistemi Kitabı çıktı

Merhaba,
Sağda kapak resmi görülen "İlaç Takip Sistemi" adlı kitabımız yayımlandı.
İlaç Takip Sistemi'nin detaylı bir anlatımı olarak hazırlanan kitapta genel bilgilerin yanında teknik bilgilere de yer verildi. Eczacılar, ecza depoları, hastane eczaneleri, üretici veya ithalatçı ilaç firmalarının ve eczacılık fakültesinde henüz öğrenci olan arkadaşlarımızın ilgi alanlarına giren, önemsenmesi gereken konuları aydınlatmak üzere bu kitabı hazırladık.
İlaç ve Eczacılık Genel Müdürü Sn.Dr.Mahmut Tokaç'ın sunuş yazısı ile beğenilerinize sunuyoruz.
Kitap İsteme Adresi:
Sage Yayınevi,
Öveçler 2.Cd. No: 33/3 Dikmen/ANKARA Tel:312-472 1450 - 283 6564
Sage Yayınevi,
Öveçler 2.Cd. No: 33/3 Dikmen/ANKARA Tel:312-472 1450 - 283 6564
e-Mail: bilgi@www.sageyayinevi.com
veya
Atlas Kitabevi
Hızıssıhha Kurumu karşısı, Yenişehir/Ankara
Etiketler:
"ilaç güvenliği",
"İlaç Takip Sistemi",
"track and trace",
farmakovijilans,
izleme,
izlenebilirlik,
karekod,
kupür,
sahtecilik
| Tepki: |
24 Temmuz 2009 Cuma
Ey Garip Bülbül
Ey garip bülbül diyarın kandedir?
Bir haber ver gül-i zarın kandedir?
Sen bu ilde kimseye yar olmadın,
Var senin elbette yarin, kandedir?
Bir haber ver gül-i zarın kandedir?
Sen bu ilde kimseye yar olmadın,
Var senin elbette yarin, kandedir?
18 Temmuz 2009 Cumartesi
Çin'le nasıl baş edilebilir?
Çin'in Doğu Türkistan'daki zulmü yeni değildir. Türklerin Çinlilerle bin yıllar öncesindeki kavgası hemen hiç bitmeden bugüne erişmiştir. Bu kavganın bitmesi mümkün de gözükmemektedir.
Ancak elimizden birşey gelmiyor diyerek işimize bakmak yerine biraz kafa yormamız faydalı görünüyor. Çin bugün bütün Batılı ülkelere üretim yapmaktadır. Geçmiş yıllarda Amerikan Network cihazları üreticisi Cisco'ya yaptığı üretimlerin yanında aynı kalite ve özellikte kendi markası ile cihazlar da üreten Çin, Huawei markası ile aynı ürünleri piyasaya sürmüş ve asıl üretici firmaya da sırtını dönmekten çekinmemiştir. Ülkemizde de Huawei markalı ürünlerin satıldığı bilinmektedir.
Amerika, Almanya ve diğerleri bölgedeki ucuz iş gücünden faydalanmaktan geri duramamaktadırlar. Belki de bu sebeple ülkelerinde işsizlik yükseliyor ve krizler geldiği zaman gitmek bilmiyor. Bu durum bize bir çıkış noktası gösteriyor. Eğer Çin ürünleri dünya pazarlarında yer bulamazsa bu durumda ya yumuşayıp bayrağı indirecekler ya da bütün dünyaya birden savaş açacaklardır. Çin henüz bütün dünyayı karşısına alacak kadar güçlü değildir, o halde yumuşamak kaçınılmaz olacaktır.
Bu nasıl yapılabilir? Vatandaşlardan Çin ürünlerini almamasını beklememek lazım. Vatandaş kesinlikle bilinçsizdir ve bu konudaki uyarılar ters tepmektedir. İthalat yapan yerli işbirlikçiler de bu tür bir kampanya ortaya çıktığında ürünleri Bangladeş, Kamboçya gibi ülkelerden geliyor gibi gösteren etiketlerle piyasaya sürebilmektedirler. Bazıları doğrudan "Türk Malı" yazabilmektedir. Bu sebeple, devlet ithalatta kontrol yapmalı, sadece menşeine bakılarak değil, bir şikayet durumunda getirilen tüm ürünlerin bedellerini ithalatçıdan tahsil etmek üzere teminat alarak bütün ürünlerin ithalatına izin vermelidir.
.
.
Bu durumda ne olacaktır? Üzerinde Amerikan malı yazılı olduğu görünen bir ürünün kutusunun içinden bir parça Çin malı olarak çıkarsa ürün reddedilecek. Örneğin bir telefon aldınız, içinden şarj aleti Çin menşe'li çıktı. Hemen gidilip şikayet edilince, ürünleri ithal eden firmanın o ithalat için getirdiği teminat nakite çevrilip hazineye gelir kaydedilmeli. Diyelim ürün üzerinde bir menşe' belirtilmiyorsa bu durumda seri numarası gibi bir noktadan bu ürünün Çin ürünü olduğu ispat edilirse bir bilirkişi raporu ile aynı şekilde red gerçekleşebilmeli.
.
Bu şekilde, tüm ülkelerin ürünlerinden ancak Çin izi bulunmayan ürünler ancak ithal edilebilir hale gelebilir. Bu durum ABD ve Avrupa devletleri ile yapılmış anlaşmalara da ters düşmez. İhracatımızı da olumsuz etkilemez ancak Çin'e yapılan ihracatımız olumsuz etkilenir, belki bu sebeple başka bir ülkeye yapılacak ihracatla bu da kapatılır.
.
İyi ilişkiler kurduğumuz birçok devletin de aynı şekilde davranması istenir, tavsiye edilir. Ürünler hakkında uyarılar yayımlanır ve başka ülkelerin de aynı incelemeleri yapabilmesine imkan tanınır.
.
Hiç bir üreticinin içinde Çin'de imal edilen bir parçası olmayan hemen hiç bir ürünü kalmamıştır. Eğer üreticilerin Türkiye'ye satmak için, içinde Çin malı bir parça bile bulunmayan bazı modeller üretmesi bile büyük bir kazanç olacaktır. Örnek olarak, network cihazlarında 4 marka var, her birinde benzer 3 model var, toplam 12 model var. Bunlardan birisi Çin defekti taşımıyorsa sadece onun getirilmesine ve bu ürünlerin devlet ihalelerinde verilebilmesine imkan tanınırsa diğer üreticiler hemen Çin defekti olmayan ürünler üretmeye başlar ve bu pazarı kaybetmek istemezler. Bu ürünlerde Türkiye'nin pazar payı düşük bile olsa, Çin üretimi Türkiye pazarının çok çok üstünde bir miktarda pazar kaybetmiş olacaktır.
.
Böyle bir durumda bütün dünyadaki global üreticilerin etkilendiğini düşünürsek, Çin pazarından büyük bir parça koparılmış olacaktır.
.
Sonuç ne olur? Eğer bu direnci gören Çin yumuşarsa şartlarımızı ortaya koyarız. Yumuşamazsa zaten yapacak fazla birşey yok, gidip savaşacak durumda değiliz. Masaya oturmayan düşmana kurşun atmak caizdir, mallarını almamaya devam ederiz.
.
Türkiye devlet düzeyinde böyle bir intaniye uygulaması yapmazsa hiç bir şekilde Çin üzerinde geçerli bir söz söyleyemeyecektir. Hala kamyonlar dolusu pis plastikten üretilmiş çin malı oyuncak vb. gibi işe yaramaz malzeme ülkemize gelmeye devam ettikçe söyleyeceğimiz sözün bir itibarı olmayacaktır.
.
Şartlar ne olmalıdır?
Öncelikle bu bölgenin özerkliği tanınmalıdır.
Bölgenin adının ne olacağına bölge halkı karar vermelidir.
Bölgedeki Uygur halkı yönetimde söz sahibi olmalıdır.
Bölge yönetiminin kendi polis gücünü oluşturması sağlanmalıdır.
Bu bölgeye diğer bölgelerden gelen göç engellenmelidir.
Bölgenin dünya ile iletişimindeki engeller kaldırılmalıdır.
Bölgede resmi dil Uygurca olmalı, Çince ikinci seçimli dil olmalıdır.
Bölgede eğitim Uygurca yapılabilmelidir.
Dini eğitim ve dini hayat serbest bırakılmalıdır.
Bölgeye dışarıdan yardım gelmesinin önündeki engeller kaldırılmalıdır.
Bölgede Türk ve diğer müslüman ülke girişimcilerin yatırım yapmaları için engeller kaldırılmalıdır.
Türk Hükümeti bölgede bir temsilcilik açacaktır.
Bölgede yaşayan Uygurların ikinci bir uyruk alabilmesine imkan tanınmalıdır.
.
Türkiye uluslar arası arenada Çin'in oyundan faydalanmak istiyormuş. Türkiye Çin gibi bir ülkenin oyuna ihtiyaç duymayacak kadar büyük bir ülkedir. Türkiye, Hz.Fatih'i anlayabilse ve bir şahsiyetli çıkış yapabilse kimsenin oyuna ihtiyaç kalmayacaktır. Türkiye eğer Çin'i reddederse bütün ülkeler şu anda müteselsilen hizaya girmiş olacaklar. Bu durumu değerlendirmek gerekiyor.
.
http://doguturkistanplatformu.org/haberler/125-dou-tuerkistanl-profesoerden-tueyler-uerperten-iddia linkindeki ifadeleri okuyup da sessiz kalmak insan işi olmasa gerek. Birşeyler yapmak lazım...
15 Temmuz 2009 Çarşamba
GS1, Barkodlar ve İTS?
GS1 hakkında ikinci yazımızla huzurunuzdayız. GS1 uluslar arası bir organizasyondur, onu savunmak tabii ki bize düşmez. GS1 hakkında ülkemizde birilerinin ileri-geri söylediklerine karşı GS1 Türkiye temsilciliği olarak TOBB bir yazı yayımlamış ve GS1 imajını zedeleyecek, ülkemizde kullanılan barkod sistemine karşı güven sorunu oluşturacak hareketlere karşı gerekenleri yapacaklarını ifade ettikleri ve gerekirse konuyu adli makamlara taşıyacaklarını belirten bu yazıyı takdirle karşıladım.
Bazı web sitelerinde aptalca ifadeler kullanılmaya devam ediyor. İlaç Takip Sistemi'nde GS1 Datamatrix barkodu seçilmesinin altında başka sebepler arayıp zincir eczanelere kapı açmaya kadar işi vardıran bu aklı evveller, başka ülkelerde EAN128, Code39 vb. gibi başka barkodlar kullanıldığını, ülkemizde ise Datamatrix kullanıldığını ve sebebini sormaktadırlar. Hatırlatalım, EAN128, Code39 ve birçok barkod standardı yine GS1 standartları içinde yer alıyor, tıpkı GS1 Datamatrix gibi. GS1 Datamatrix dışında artık Datamatrix kullanımı da kalmadı, herkes ECC200 içeren bu standardı kullanıyor. GS1 barkodu kullanmayıp da ne yapacaksınız?
http://www.who.int/impact/activities/impact_meetppt/en/index.html linkindeki Michel van der Heijden sunumunda GS1 Healtcare Standartlarının önemini anlayabilir ve GS1'ın rolünü de kavrayabilirsiniz. GS1 veri toplayan bir organizasyon değildir, insanları yanıltmamalı.
İtalya'nın sistemi reddettiğini hala ifade ediyorlar ama biz Şubat 2008'de Granada GS1 Healthcare Conference'da Claudio Biffoli adında bir İtalya Sağlık Bakanlığı görevlisini dinledik. Claudio, Bollino sistemi yerine Datamatrix kullanmak üzere çalışma yaptıklarını bir sunumla anlattı. Sunum internette bulunuyor ama şifreli alanda olduğu için erişilemiyor. Sunumu indirdim, merak edenlere gönderirim. Yani bu demek oluyor ki, önümüzdeki günlerde İtalya Türkiye'de Datamatrix kullanımı başladıktan hemen sonra, datamatrix ile ilaç takip sistemi kullanan dünyadaki ikinci ülke olacak. İtalya neyi reddetti acaba? Belgesi olan var mı?
Belçika'nın tercihi ayrı bir tartışma konusudur. Code39 barkodu ile, serialize edilmiş bir numara kullanılıyor. Bu numara sistemi hiç bir standarda benzemiyor ve kendisinden başka yerde geçerliliği olmayan bir yapı. Belçika Eczacılar Birliği Genel Başkanı Guido Hoogewijs'in sunumlarında Belçika'nın ayrıntıları görülebiliyor. Giderek uygulama oturuyor ama Türkiye için bu sistemin geçerliliğinin olmadığı, yerinde yapılan incelemelerde de ayrıca görülmüştür.
Yunanistan'da da benzeri bir yapı kullanılıyor, aynı kişiler Yunanistan'ın direk bu işi reddettiğini söylemişlerdi, şimdi ne yazık ki, Yunanistan konusunda susar buluyorum kendilerini.
Eminim bu konuşan kişiler, ülkemize Belçika'daki sistemi getirmeye kalksaydık, "bilgilerimizi bir İngiliz şirketine teslim ediyorlar" diye yaygara koparırlardı. Yok, bu yaygaraların temelinde istedikleri bir şirkete bu işin outsource edilmesi falan varsa açıkça söylesinler de bilelim, ona göre davranalım. Bu kadar çok yaygara yapmanın altında acaba başka hangi niyet var? Seçim kazanmak mı? Bilmem! Ama seçime kadar İTS çalışacak ve korkulan birşey olmadığı görülecek.
İTS hakkında önerisi olan varsa lutfen söylesin. Durduk yere "tam karşıyız" demekle işler yürümüyor, çözümsüzlük sürerken kangren olmuş yaralar biraz daha kötüleşiyor. Çözümden yana olmak lazım.
Impact'ın çalışma yaptığını ve bunların beklenmesi gerektiğini ifade ediyorlar. Başka alternatiflerin Impact tarafından ortaya konduğu falan yok çünkü Impact oturumlarında herkes gelip sunum yapıyor. Gelecek Impact oturumunda gidip ülkemiz adına İTS sunumu yapacağız. O zaman İTS için "İşte Impact'ın tercihi!" de denilmeyecek. Bu arada sahteciler matbaada ilaç yapmaya tabii ki devam ediyorlar.
Bir de, sanki birileri böyle bir sistem tasarlamış ve Türkiye'ye dayatmış, başka ülkeler bunu reddetmiş gibi sunulmuyor mu, insan bunları nasıl söylüyorlar diye şaşıyor. Ülkemizdeki sistemi Bakanlık organize etti. Bunu yaparken ilaç sektörü de vardı, TEB de vardı, SGK da. Bunları web sayfamızda tarihçe kısmında anlatıyoruz. Malum web sayfalarının yazarları yerine TEB'i muhatap almak doğru değil mi?
İnsan sağlığını etkileyen büyük hataların ortaya çıkmasına sahtecilik büyük oranda davetiye çıkarıyor, farkında olalım lutfen. İTS biliyorsunuz hasta güvenliğini öne alan bir sistemdir. Böylesine büyük bir sistem, sadece eczacıyı izlemek için kurulamaz. Sistem ile, sahtecilikten insanları koruyalım, ilacın güvenliği bozulmasın ve insanların yanlış ilaç kullanımı sonucu zarar görmemesi istenmektedir. Kim bunları istemez? En çok eczacılar ilaç güvenliğini önemserler.
Şimdiye kadar SGK'ya bütün verilerini veren hatta ilaç bilgilerinin tamamını SGK'ya vermeyi öneren bazı kimseler, İTS'ye veri vermeyi reddediyorlar, IMS'in topladığı verilerin de başka ülkelere de gittiğini pekala biliyorlar. Acaba bunlara neden itiraz etmiyorlar? İTS'nin başka ülkelere veya "emperyalist güçlere" veri sağlayacağını nerden çıkarıyorlar? Böyle birşey iddia etme hakkını nerden buluyorlar kendilerinde?
Üstelik bilgiyi SGK'ya vererek tam teslimiyeti kabul etmek olmuyor, eczacılığın sahibi Sağlık Bakanlığı'na veri göndermek zül addediliyor. Ama eczacıların 2008 ortalarına kadar yükselen çığlıkları da unutulmuş gözüküyor.
En kötü sistem bile sistemsizlikten iyidir. İTS'nin dünyanın dokuzuncu harikası olduğunu kimse iddia etmiyor. Eczacıların tavrına, depocuların tavrına Bakanlığın sert müdahale ettiğini de kimse söyleyemez. Ama bu sistemi çalıştırmak, sonra da en güzel sistem olması için birlikte çalışmak lazım. Bu işte herkes olmalı, ama herkes...
Sistem çalışmaları içinde herkesin önerisi sabırla inceleniyor ve kesinlikle cevap veriliyor. Önerilerin birçoğunun sistem dokümanlarına geçtiğini de görürsünüz. Sistemin baştan sona kurgusu budur, başkasının empoze ettiği falan yoktur, hatta bu tür teklifler bile incelenip, birçoğu güvenlik açığı oluşturduğu gerekçesi ile ortak oturumlarda incelenmiş ve birlikte reddedilmiştir.
Bu sistem eczacıyı birçok yükten de kurtaracaktır. Örneğin, "envanter barışı" adıyla Maliye ile yapılacak bir protokolün yıl sonuna yakın bir zamanda imzalanmasına çalışılıyor. Maliye'ye kârınızın kaç olduğunu izah için İTS verilerinizi sunabilecek ve olmayan kârınızın fazladan vergisini ödemeyeceksiniz. "Takas" mevzuatımıza girmiştir, bundan sonra eczacı başka bir eczacıya ilaç verebilecek. Yani hastanın ilaca erişimini sağlamada önemli bir adım mevzuata girmiş oluyor. Sattığınız ilaç sahte çıkar da hastanız ölürse sorumluluk sizde kalmayacak, iyi değil mi? Şimdiye kadar böyle davaların olmaması, ileride olmayacağı anlamına gelmiyor. Bu arada avukatlar da çalışıyor, belki de biliyorsunuz.
Perakende satış fişi vermeden ilaç satmayı da bırakacaksınız, yaptığınız işe dikkat edeceksiniz. Bana bile sürekli kullandığım ilacı eski yüksek fiyatıyla satmaya kalkan sonra da fiş vermeyen eczacılar denk geliyor nasıl oluyorsa. Hem de her ay. Geçen Kayseri'ye gitmiştim orda da aynısı oldu.
Hasta güvenliğini iyileştirmeyi kendisine prensip edinen, eczacılığını yapmak isteyen herkes bu sisteme destek vermeli ve bahaneler üretmemeli. Bu sistemin bu tür bahaneler sebebiyle 1 gün gecikmesi sebebiyle 1 kişi hayatını kaybederse sorumlusu kim olacaktır? Ahiret gününe inanan insanlar orada yapılan işlerin tümünün hesabının verileceğine de inanırlar. İnanmayanların bu dünyayı düzeltmek için zaten sebepleri yok, onlara ne diyebiliriz ki?
Bilelim ki sahte ilaç eczacının kendisini ve yakınlarını da bir gün yakar. İhtiyacınız olan ilacı alır, içinden etkin madde çıkmaz ve siz bundan zarar görürseniz artık geçmiş olsun, değil mi? İster misiniz böyle bir şeyi? O halde başkaları için de istemeyin. "Satıyoruz gidiyor, bize ne!" demeyin. "Bize şimdiye kadar vurmadı bu piyango" demeyin.
Bazı web sitelerinde aptalca ifadeler kullanılmaya devam ediyor. İlaç Takip Sistemi'nde GS1 Datamatrix barkodu seçilmesinin altında başka sebepler arayıp zincir eczanelere kapı açmaya kadar işi vardıran bu aklı evveller, başka ülkelerde EAN128, Code39 vb. gibi başka barkodlar kullanıldığını, ülkemizde ise Datamatrix kullanıldığını ve sebebini sormaktadırlar. Hatırlatalım, EAN128, Code39 ve birçok barkod standardı yine GS1 standartları içinde yer alıyor, tıpkı GS1 Datamatrix gibi. GS1 Datamatrix dışında artık Datamatrix kullanımı da kalmadı, herkes ECC200 içeren bu standardı kullanıyor. GS1 barkodu kullanmayıp da ne yapacaksınız?
http://www.who.int/impact/activities/impact_meetppt/en/index.html linkindeki Michel van der Heijden sunumunda GS1 Healtcare Standartlarının önemini anlayabilir ve GS1'ın rolünü de kavrayabilirsiniz. GS1 veri toplayan bir organizasyon değildir, insanları yanıltmamalı.
İtalya'nın sistemi reddettiğini hala ifade ediyorlar ama biz Şubat 2008'de Granada GS1 Healthcare Conference'da Claudio Biffoli adında bir İtalya Sağlık Bakanlığı görevlisini dinledik. Claudio, Bollino sistemi yerine Datamatrix kullanmak üzere çalışma yaptıklarını bir sunumla anlattı. Sunum internette bulunuyor ama şifreli alanda olduğu için erişilemiyor. Sunumu indirdim, merak edenlere gönderirim. Yani bu demek oluyor ki, önümüzdeki günlerde İtalya Türkiye'de Datamatrix kullanımı başladıktan hemen sonra, datamatrix ile ilaç takip sistemi kullanan dünyadaki ikinci ülke olacak. İtalya neyi reddetti acaba? Belgesi olan var mı?
Belçika'nın tercihi ayrı bir tartışma konusudur. Code39 barkodu ile, serialize edilmiş bir numara kullanılıyor. Bu numara sistemi hiç bir standarda benzemiyor ve kendisinden başka yerde geçerliliği olmayan bir yapı. Belçika Eczacılar Birliği Genel Başkanı Guido Hoogewijs'in sunumlarında Belçika'nın ayrıntıları görülebiliyor. Giderek uygulama oturuyor ama Türkiye için bu sistemin geçerliliğinin olmadığı, yerinde yapılan incelemelerde de ayrıca görülmüştür.
Yunanistan'da da benzeri bir yapı kullanılıyor, aynı kişiler Yunanistan'ın direk bu işi reddettiğini söylemişlerdi, şimdi ne yazık ki, Yunanistan konusunda susar buluyorum kendilerini.
Eminim bu konuşan kişiler, ülkemize Belçika'daki sistemi getirmeye kalksaydık, "bilgilerimizi bir İngiliz şirketine teslim ediyorlar" diye yaygara koparırlardı. Yok, bu yaygaraların temelinde istedikleri bir şirkete bu işin outsource edilmesi falan varsa açıkça söylesinler de bilelim, ona göre davranalım. Bu kadar çok yaygara yapmanın altında acaba başka hangi niyet var? Seçim kazanmak mı? Bilmem! Ama seçime kadar İTS çalışacak ve korkulan birşey olmadığı görülecek.
İTS hakkında önerisi olan varsa lutfen söylesin. Durduk yere "tam karşıyız" demekle işler yürümüyor, çözümsüzlük sürerken kangren olmuş yaralar biraz daha kötüleşiyor. Çözümden yana olmak lazım.
Impact'ın çalışma yaptığını ve bunların beklenmesi gerektiğini ifade ediyorlar. Başka alternatiflerin Impact tarafından ortaya konduğu falan yok çünkü Impact oturumlarında herkes gelip sunum yapıyor. Gelecek Impact oturumunda gidip ülkemiz adına İTS sunumu yapacağız. O zaman İTS için "İşte Impact'ın tercihi!" de denilmeyecek. Bu arada sahteciler matbaada ilaç yapmaya tabii ki devam ediyorlar.
Bir de, sanki birileri böyle bir sistem tasarlamış ve Türkiye'ye dayatmış, başka ülkeler bunu reddetmiş gibi sunulmuyor mu, insan bunları nasıl söylüyorlar diye şaşıyor. Ülkemizdeki sistemi Bakanlık organize etti. Bunu yaparken ilaç sektörü de vardı, TEB de vardı, SGK da. Bunları web sayfamızda tarihçe kısmında anlatıyoruz. Malum web sayfalarının yazarları yerine TEB'i muhatap almak doğru değil mi?
İnsan sağlığını etkileyen büyük hataların ortaya çıkmasına sahtecilik büyük oranda davetiye çıkarıyor, farkında olalım lutfen. İTS biliyorsunuz hasta güvenliğini öne alan bir sistemdir. Böylesine büyük bir sistem, sadece eczacıyı izlemek için kurulamaz. Sistem ile, sahtecilikten insanları koruyalım, ilacın güvenliği bozulmasın ve insanların yanlış ilaç kullanımı sonucu zarar görmemesi istenmektedir. Kim bunları istemez? En çok eczacılar ilaç güvenliğini önemserler.
Şimdiye kadar SGK'ya bütün verilerini veren hatta ilaç bilgilerinin tamamını SGK'ya vermeyi öneren bazı kimseler, İTS'ye veri vermeyi reddediyorlar, IMS'in topladığı verilerin de başka ülkelere de gittiğini pekala biliyorlar. Acaba bunlara neden itiraz etmiyorlar? İTS'nin başka ülkelere veya "emperyalist güçlere" veri sağlayacağını nerden çıkarıyorlar? Böyle birşey iddia etme hakkını nerden buluyorlar kendilerinde?
Üstelik bilgiyi SGK'ya vererek tam teslimiyeti kabul etmek olmuyor, eczacılığın sahibi Sağlık Bakanlığı'na veri göndermek zül addediliyor. Ama eczacıların 2008 ortalarına kadar yükselen çığlıkları da unutulmuş gözüküyor.
En kötü sistem bile sistemsizlikten iyidir. İTS'nin dünyanın dokuzuncu harikası olduğunu kimse iddia etmiyor. Eczacıların tavrına, depocuların tavrına Bakanlığın sert müdahale ettiğini de kimse söyleyemez. Ama bu sistemi çalıştırmak, sonra da en güzel sistem olması için birlikte çalışmak lazım. Bu işte herkes olmalı, ama herkes...
Sistem çalışmaları içinde herkesin önerisi sabırla inceleniyor ve kesinlikle cevap veriliyor. Önerilerin birçoğunun sistem dokümanlarına geçtiğini de görürsünüz. Sistemin baştan sona kurgusu budur, başkasının empoze ettiği falan yoktur, hatta bu tür teklifler bile incelenip, birçoğu güvenlik açığı oluşturduğu gerekçesi ile ortak oturumlarda incelenmiş ve birlikte reddedilmiştir.
Bu sistem eczacıyı birçok yükten de kurtaracaktır. Örneğin, "envanter barışı" adıyla Maliye ile yapılacak bir protokolün yıl sonuna yakın bir zamanda imzalanmasına çalışılıyor. Maliye'ye kârınızın kaç olduğunu izah için İTS verilerinizi sunabilecek ve olmayan kârınızın fazladan vergisini ödemeyeceksiniz. "Takas" mevzuatımıza girmiştir, bundan sonra eczacı başka bir eczacıya ilaç verebilecek. Yani hastanın ilaca erişimini sağlamada önemli bir adım mevzuata girmiş oluyor. Sattığınız ilaç sahte çıkar da hastanız ölürse sorumluluk sizde kalmayacak, iyi değil mi? Şimdiye kadar böyle davaların olmaması, ileride olmayacağı anlamına gelmiyor. Bu arada avukatlar da çalışıyor, belki de biliyorsunuz.
Perakende satış fişi vermeden ilaç satmayı da bırakacaksınız, yaptığınız işe dikkat edeceksiniz. Bana bile sürekli kullandığım ilacı eski yüksek fiyatıyla satmaya kalkan sonra da fiş vermeyen eczacılar denk geliyor nasıl oluyorsa. Hem de her ay. Geçen Kayseri'ye gitmiştim orda da aynısı oldu.
Hasta güvenliğini iyileştirmeyi kendisine prensip edinen, eczacılığını yapmak isteyen herkes bu sisteme destek vermeli ve bahaneler üretmemeli. Bu sistemin bu tür bahaneler sebebiyle 1 gün gecikmesi sebebiyle 1 kişi hayatını kaybederse sorumlusu kim olacaktır? Ahiret gününe inanan insanlar orada yapılan işlerin tümünün hesabının verileceğine de inanırlar. İnanmayanların bu dünyayı düzeltmek için zaten sebepleri yok, onlara ne diyebiliriz ki?
Bilelim ki sahte ilaç eczacının kendisini ve yakınlarını da bir gün yakar. İhtiyacınız olan ilacı alır, içinden etkin madde çıkmaz ve siz bundan zarar görürseniz artık geçmiş olsun, değil mi? İster misiniz böyle bir şeyi? O halde başkaları için de istemeyin. "Satıyoruz gidiyor, bize ne!" demeyin. "Bize şimdiye kadar vurmadı bu piyango" demeyin.
Etiketler:
"ilaç Takip Sistemi" barkod karekod
| Tepki: |
27 Haziran 2009 Cumartesi
Yenilenebilir Enerji Kaynakları

Yenilenebilir enerji kaynakları kullanmak dururken biz niye "yenilebilir" kaynakları enerji için kullanıyoruz acaba? Birileri rüzgarı öyle kullanmış ki, hayret etmemek elde değil. 2009 yılı Nisan ayı sonunda Frankfurt'tan Berlin'e giderken hızlı trenden çektiğim bir fotoğrafı paylaşmak istedim.
Resme iyi bakılırsa çizgi halinde belli belirsiz şekilde görülen şeylerin birer rüzgar türbini olduğu anlaşılabilir. Bu fotoğragta yüzden fazla görünüyor. Ve bundan daha sık rüzgar türbini olan adeta bir ormanı andıran yerler de mevcuttu.
Fotoğraf kötü, eleştirmeniz normal. Çünkü cep telefonu ile 3.0 mp olarak çekildi ama tren o anda 250 km/saat süratle gidiyordu. Ancak bu kadr geldi elimizden, özür dileriz.
Kabul ediyorum, orası okyanus kenarıdır. Bizim rüzgar alanlarımız bu kadar yoğun olmayabilir. O halde ülkede rüzgar türbini yapmak isteyenlere nden engeller çıkarılıyor? Çıkarın artık bunun kanununu, yenileyin alt yapısını ki insanlar en azından kendi elektriklerini üretsinler. Devlet de yapılan her yatırımın ürettiği enerjiyi almak gibi bir yükümlülüğe girmesin.
Bilelim ki, pahalı enerji bizi dışa bağımlı hale getirir. Vatandaşımızın kendi enerjisini üretmesi üretimi ucuzlatır ve her yönden dışa bağımlılık azalır.
Ufku yenilenebilir yöneticiler ancak böyle kaynaklara itibar ederler, adları "devrimci" olur. Başkalarının yönlendirmeleri ile yönünü belirleyenler öylece oturur, bakarlar adları "Bakan" olur.
Beldenin emini değişti mi?
Belediye seçimleri yenilendi. Birçok yerde yeni simalar geldi ve sistemi kendilerine özgü bir şekilde yeniden kurgulamaktalar eminim. Bu boşluk işte bu yapılanma zamanından kaynaklanıyor olabilir denilerek hoş görülebilir. Az zaman sonra hizmetler başlar, eskisi gibi olur diye beklenilebilir.
Ancak başkanı değişmeyen yerlerde sistemin eskiden olduğu gibi devam edeceği düşünülebilir. Bu sebeple yönetimin değişmediği yerlerde bir fetret oluşması beklenilmez ve hizmetlerin sunumunda bir boşluk olmaması için de çalışmalar devam eder.
Ankara'da bir fetret oluşmadı, hizmetler eskiden olduğu gibi devam ediyor çünkü hizmet olarak görülecek şeyler zaten alt seviyede yürüyor. Festival düzenleme, park yapma, çiçekleme çalışmaları eskisi gibi hızla devam ediyor. Yollarda eskisi gibi çizgi yok, çukurlar hala adam gizlenir türden ve eskiden olduğu gibi. Kamyon çarpmış yaya üst geçitleri olduğu gibi duruyor ve geçişe kapalı. Tam da orada karşıdan karşıya geçerken ölenler yine var mı, bilmiyoruz.
Metro adı verilip de bitirilemeyen bir anıt aynı şekilde duruyor. Giderek böylece eskiyip tarihi eser olacak anlaşılan. Eski püskü belediye otobüsleri ortalığı dumana boğarak, gürültü saçarak gidiyor, içinde oturanlara Allah sabır versin. Yeni alınmış otobüsler de her köşede bozulmuş halde görülebiliyor.
Metrosu bitirilmemiş semtlerden belediye otobüslerinin kaldırılıp yerine konulan dolmuş bozması halk! otobüslerinin yollardaki rodeosu da yine eskisi gibi devam ediyor. Yollar sıcaklarda kanalizasyon kokmaya devam ediyor, yağmur yağınca da sel olmaya. Kimse yağmur suyu tahliye şebekesi kurmayı aklından geçirmiyor yine eskisi gibi...
Yine çöp bidonları ile çöp toplanıyor, çöp bidonları ve konteynerları da kötü kokmaya devam ediyor. Çöplerin yanından geçmek bile mümkün değil. Tek fayda, çingenelerin çöp karıştırmakla geçim sağlıyor olması... Kaynakta ayrıştırma yöntemi ise hak getire...
Yine yeni rejenerasyon alanları oluşturuluyor verimli buğday tarlalarının üstüne. Planlama yapılıyor yine ama hiç bir yolun alternatifi düşünülmemeye devam ediyor, aynen eskisi gibi. Yine oralara buralara molozlar dökülüyor, kötü görüntüler oluşturulmaya devam ediyor, tahmin ettiğiniz gibi. Şehrin ortasında yıkılan sanayi dükkanlarının mezbeleliği devam ediyor, tinercilerin ve diğerlerinin sevdiği alanlar olarak. Rejenerasyon bu olsa gerek, dejenere ederek rejenere ediyoruz hala...
Tek eksik var: geçen sene seçim kazanma yarışı içinde köstebek yuvasına döndürülüp olur olmaz yerlere alt geçit yapma çalışmaları bu yıl hiç yok. Bütün alt geçit yapılabilecek hatta yapılamayacak yerlere geçen yıl gereken kondular yapılmıştı anlaşılan. bundan sonra siz sağ, ben selamet. Gelecek sefere de beni aday yapmazlar zaten, bitti. Bir daha ne Davos'a gelirim ne de Şam'ın şekeri...
Anlayacağınız burada haberler böyle, değişen birşey yok. Sizler nasılsınız, haberlerde değişme var mı, yok mu? Yeni gelen emin mi, vay canına! Hem de şerif mi? Ooh ne ala! Darısı bizim de başımıza...
Ancak başkanı değişmeyen yerlerde sistemin eskiden olduğu gibi devam edeceği düşünülebilir. Bu sebeple yönetimin değişmediği yerlerde bir fetret oluşması beklenilmez ve hizmetlerin sunumunda bir boşluk olmaması için de çalışmalar devam eder.
Ankara'da bir fetret oluşmadı, hizmetler eskiden olduğu gibi devam ediyor çünkü hizmet olarak görülecek şeyler zaten alt seviyede yürüyor. Festival düzenleme, park yapma, çiçekleme çalışmaları eskisi gibi hızla devam ediyor. Yollarda eskisi gibi çizgi yok, çukurlar hala adam gizlenir türden ve eskiden olduğu gibi. Kamyon çarpmış yaya üst geçitleri olduğu gibi duruyor ve geçişe kapalı. Tam da orada karşıdan karşıya geçerken ölenler yine var mı, bilmiyoruz.
Metro adı verilip de bitirilemeyen bir anıt aynı şekilde duruyor. Giderek böylece eskiyip tarihi eser olacak anlaşılan. Eski püskü belediye otobüsleri ortalığı dumana boğarak, gürültü saçarak gidiyor, içinde oturanlara Allah sabır versin. Yeni alınmış otobüsler de her köşede bozulmuş halde görülebiliyor.
Metrosu bitirilmemiş semtlerden belediye otobüslerinin kaldırılıp yerine konulan dolmuş bozması halk! otobüslerinin yollardaki rodeosu da yine eskisi gibi devam ediyor. Yollar sıcaklarda kanalizasyon kokmaya devam ediyor, yağmur yağınca da sel olmaya. Kimse yağmur suyu tahliye şebekesi kurmayı aklından geçirmiyor yine eskisi gibi...
Yine çöp bidonları ile çöp toplanıyor, çöp bidonları ve konteynerları da kötü kokmaya devam ediyor. Çöplerin yanından geçmek bile mümkün değil. Tek fayda, çingenelerin çöp karıştırmakla geçim sağlıyor olması... Kaynakta ayrıştırma yöntemi ise hak getire...
Yine yeni rejenerasyon alanları oluşturuluyor verimli buğday tarlalarının üstüne. Planlama yapılıyor yine ama hiç bir yolun alternatifi düşünülmemeye devam ediyor, aynen eskisi gibi. Yine oralara buralara molozlar dökülüyor, kötü görüntüler oluşturulmaya devam ediyor, tahmin ettiğiniz gibi. Şehrin ortasında yıkılan sanayi dükkanlarının mezbeleliği devam ediyor, tinercilerin ve diğerlerinin sevdiği alanlar olarak. Rejenerasyon bu olsa gerek, dejenere ederek rejenere ediyoruz hala...
Tek eksik var: geçen sene seçim kazanma yarışı içinde köstebek yuvasına döndürülüp olur olmaz yerlere alt geçit yapma çalışmaları bu yıl hiç yok. Bütün alt geçit yapılabilecek hatta yapılamayacak yerlere geçen yıl gereken kondular yapılmıştı anlaşılan. bundan sonra siz sağ, ben selamet. Gelecek sefere de beni aday yapmazlar zaten, bitti. Bir daha ne Davos'a gelirim ne de Şam'ın şekeri...
Anlayacağınız burada haberler böyle, değişen birşey yok. Sizler nasılsınız, haberlerde değişme var mı, yok mu? Yeni gelen emin mi, vay canına! Hem de şerif mi? Ooh ne ala! Darısı bizim de başımıza...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

